16 Oca 2012

Six Months Uniforms - Andrea Zittel

Babet Palas bir futbol blog’una dönüşmeden, şöyle etli butlu esaslı bir moda post’u yapmak istedim. Buyrunuz:

The UniformProject, 30 for 30 Remix ve Six Items Or Less gibi projelerden yıllar önce (90’lı yılların başlarında), Andrea Zittel bunları çoktan düşünmüş (‘’I’m over it’’ ) ve hatta hayata geçirmiş. 

Wikipedia’ya göre Zittel bir ‘’relational artist’’. Bu tanımı daha önce hiç duymadığımdan, gidip başlığından bilgi alayım dedim ama bir kara cahil olarak ne yazık ki anlatılanları anlayamadım. Belki bu yazıyı okuyanlar arasında anlayan / bilen vardır ve bana anlatır. Ahaha, kimi kandırıyorum? Biz burada iki kişi baş başa eğleniyoruz, yani: hayali okurlarım size söylüyorum, ghost sen anla.

Konumuza geri dönersek, Wikipedia’ya göre relational, bana göre conceptual sanatçı olan Andrea Zittel’in oldukça ilginç projeleri var (örneğin ‘’living unit’’ olarak adlandırdığı, minimal metrekarede maksimum fayda sağlayacak yaşam alanları), ama madem ki ‘’this is not a fashion blog’’, benim ilgimi en çok  çeken şey elbette ki ‘’Six Months Uniforms’’ oldu. Websitesinde şöyle anlatılıyor:

‘’Zittel began creating Six Month Uniforms in 1991 as a response to the social dictate to wear an entirely different change of clothes every day. By wearing a single uniform for six months, she no only eliminated the stress of choosing a daily outfit, but also generated an alternative to the mandate of  perpetual variety mandated consumer culture. More then [sic!] seventy variations of the A-Z Personal Uniform now exist. ‘’


Benim anladığım kadarıyla, Zittel’in amaçladığı, her gün farklı bir şey giymek yerine, bir üniforma yaratarak, modanın ve kapitalizmin dayattıklarından kaçınırken, kendine fazladan vakit ve bütçe ayırabilmek. Burada sanat, politika/ideoloji ve tasarımın kesiştiği bir noktadayız ve her ne kadar Zittel’in bakış açısına katılmasam da, çok enteresan buluyorum. 


Katılmamamın sebebi ise şu: sürekli olarak sağda solda ‘’fast – fashion’’ın (örneğin Inditex, Hennes & Mauritz ve Mango) kötü kötü pis mikrop olduğunu duyuyoruz. Tamam, taklit olayları hoş değil, ama şu an konumuz farklı: modanın hızlanması (ve bana göre demokratikleşmesi) kesinlikle iyi bir şey. Çünkü böylece milyonlarca kişiye iş imkânı sağlanıyor (kusura bakmayın, iktisatçı olduğumdan hayatın her aspekt’ine bu açıdan bakıyorum). Şimdi ‘’ama bu markalar Çin’de çocukları en kötü şartlarda çalıştırıyorlar’’ diye ağlayanlar çıkacaktır. Üzgünüm a dostlar, ben de hiçbir çocuğun çalışmadığı, hepsinin tok ve başını sokacak bir çatısı olduğu ve okuluna düzenli gidebildiği bir dünyada yaşamak isterdim, ama şartlar böyle değil. O çocuk orada çalışmıyor olsa, açlıktan ölecek. Çin’e gittim gördüm, bir milyar insan dünyada kendine yer edinme peşinde, hepsi bir şeyler için delicesine çabalıyor; ama düşününce çok doğal: biz de her gün bir milyar kişi ile rekabete girsek, arılar gibi çalışırdık.

Bu yazı  çok fazla dallanıp budaklandı, ama bu iyi bir şey, demek ki söyleyecek çok şeyim varmış ve bu blog’u boşuna açmamışız. Mesela daha Andrea Zittel isimli bir insanın nasıl Amerikalı olabildiğini konuşacaktım? Tığla ördüğü elbiselerden bahsedecektim? Daha fazla bilgi için: http://www.zittel.org



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder