31 Oca 2012

Advanced Style belgeseli

Advanced Style’ı tanımayan yoktur herhalde. Sadece bir eğlence kaynağı olarak değil, sosyo-kültürel açıdan da çok önemli bir blog. Moda endüstrisinin gençlik ile ilgili saplantılı olduğu gerçeği yadsınamaz. Bu yüzden, Ari Seth Cohen blog’unda ‘‘yaşlılara‘‘ yer vererek, moda blogosferine taze hava getiriyor (pek fena bir kelime oyunu oldu bu, evet).

Bugün blog’dan değil, önümüzdeki yaz çıkacak olan belgeselinden bahsetmek istiyorum.
Hatta bahsetmek istemiyorum, sizi trailer’i ile baş başa bırakıyorum.

‘’You get treated nicer if you are well dressed.’’
- hayatın gerçeklerinden biri, words of wisdom




Acaba herhangi bir festival bu filmi İstanbul’a getirir mi? Değilse izleme şansımız 0.00%.

30 Oca 2012

United Nude

United Nude uzun süredir takip ettiğim bir marka.

Takip etmek derken, periyodik olarak web shop’una girip, sepete birkaç ayakkabı atıp, sonra ödeme yapmadan ağlayarak sayfasını kapatmaktan bahsediyorum.

Şimdiye kadar muhteşem United Nude tasarımlarından birini satın almamam için iki gerekçem var:

1) Bir ayakkabıya 200€ harcamayı bir türlü ‘’justify’’ edemiyorum (nedenlerim, bir yandan süper-klişe ‘’insanlar o parayla bir ay geçiniyor’’ iç hesaplaşmaları, diğer yandan da tamamen cimri bir iktisatçı olmamdan kaynaklanan kişisel durumlar).

2) Topuklu ayakkabılara bayılmama rağmen, hemen hemen hiç giymiyor olmam (çünkü İstanbul sokakları topuğa uygun değil, işe giderken toplu taşıma kullanıyorum, iş ortamımda kimse topuklu giymiyor, vs.), yenisini alırken, üç-beş defa düşünmeme, tartmama sebep oluyor.

Peki bu iki sağlam gerekçeye rağmen, neden markayı takıp etmeyi bir türlü bırakamıyorum? 
Çünkü mimari tasarımları beni inanılmaz derecede cezbediyor. Başka hiçbir markanın tasarımlarına benzemiyorlar, gördüğünüzde anında ‘’United Nude bu’’ diyebiliyorsunuz. Zaten tasarımcısı Rem D. Koolhaas pek ünlü Pritzker ödüllü mimar Rem Koolhaas’ın yeğeni, ayrıca kendisi de mimarlık okumuş. Yani ‘’mimari’’ derken, ayakkabıları daha enteresan şekilde anlatmanın peşinden koşmuyorum, adamın asıl ilham kaynağı ve tekniği bu.
 
İndirimde kapacağım ilk ayakkabı, aşağıda ilk sırada gördüğünüz sarı topuklu gri Block Pump Hi. Ama diğer tasarımların çoğu da muazzam; gökkuşağı, mandalina ve hatta sıcak helva tadındalar. Mis!






29 Oca 2012

Cihan Alpgiray

Cihan sadece harika-ötesi bir fotoğrafçı değil, aynı zamanda muhteşem bir insan. İş hayatında tanıştığım en iyi niyetli, sabırlı, mütevazi ve samimi kişilerden biri. Bence sevimliliği işlerine de yansıyor. Fotoğraflarında hep hafiflik ve rüyadaymışcasında bir hava var.

En önemli ilham kaynağının filmler olduğunu söylüyor – ve fotoğraflarının çoğunda peşinde olduğunu düşündüğüm o ‘’film still’’ havasını yakalamayı başarıyor.

Elle ve Trendsetter gibi dergiler için gerçekleştirdiği çekimlerin yanı sıra, bağımsız işler de yapıyor.













Daha fazla güzellik için:
http://www.cihanalpgiray.com/
http://www.flickr.com/photos/cihanalpgiray_serenad/

28 Oca 2012

Prada Robot

Bir Prada Robot vardı, ne oldu ona?

(Nostaljiyi bile maddi şeyler vasıtası ile yaşayan, dünyanın en yüzeysel adamıyım.)

Kaynak


Kaynak


Kaynak

27 Oca 2012

Azealia’nın suçu ne?

Azealia Banks’in müziğini sevebilmeyi çok istiyorum.

Çünkü:

-Çok, çok iyi bir MC
-Sesi nefis
-Hayatımda gördüğüm en güzel ağza sahip
-Eğlenceli dans ediyor
-Cool bir insana benziyor
-İsmi güzel

Ama bir şey eksik. Bunun da ‘’beat’’ler olduğunu düşünüyorum. Yani rap’lerde sorun yok, ama müziğin kendisi kötü. Bu sorunun çözümünün bir Pharrell – Azealia işbirliği olabileceğini düşünüyorum.

Dinlediğim şarkıları arasında en çok beğendiğim ‘’The Chill$’’ olsa da, henüz bu şarkının klibi olmadığından ve Azelia’nın dudak ve dişlerini sizinle paylaşmak için, aşağıda 212’yi embed ediyorum. Enjoy.



26 Oca 2012

Smokinli tırnaklar

Bu fotoğraf günlerdir internets’te geziyor, yani artık haber değeri kalmış değil, ama ben Palas’ı biraz da günlük olarak gördüğümden, bir anı olarak kendim için burada saklamak istiyorum:

Kaynak

Zooey Deschanel’in hastası olmamak mümkün mü? Kendisi en çok sevdiğim fake-hipster’lardan.


25 Oca 2012

Kağıt Bebek

Kendimi bildim bileli, kıyafetler hayatımdaki en büyük takıntı. Çok klişe olacak ama ben Barbie’sine kıyafet diken, kağıt bebeklerini özenle giydiren kızlardandım. Ama şu da bir gerçek ki, kağıt bebekleri sevmek için, illa ki modayı saplantı haline getirmiş olmak gerekmiyor.

Aşka geldim ve google’dan kağıt bebek resimlerinden - bana göre - en güzellerini seçtim.

Kaynak
Kaynak
Kaynak
Kaynak
Kaynak

Bonus olarak, sizleri online bir kağıt bebek oyunu ile baş başa bırakıyorum. Çok daha basit bir Polyvore gibi, mis:

24 Oca 2012

Graue Wolken

Oje gerçekten, g e r ç e k t e n dünyadaki en güzel şeylerden biri.

Jane’in yarattığı gri bulutlu ojelere bayıldım, şu anki ruh halimi ve İstanbul havasını öyle güzel yansıtıyorlar ki.







Bonus track: Graue Wolken

23 Oca 2012

Karlie, Every Day

Bir şeyi çok kolay takıntı, bağımlılık haline getirebilen bir insanım. Bu Kinder Milchschnitte de olabilir, Tetris de. Bir diğer takıntım ise – fark etmiş olabileceğiniz üzere – Karlie Kloss. 

Kendisini uzun süredir izliyorum. Victoria’s Secret Angel’i olmuş olmasına rağmen, onu halen sevebiliyorsam, bu kızda bir şey var.

Bu yüzden Twitter’ını, ve henüz yeni açmış olduğu Tumblr’ını takip ediyorum.

Karlie’yi sadece güzelliğinden ötürü değil, özellikle saçtığı ‘’asil’’ havadan dolayı beğeniyorum sanırım. Bu yüzden, henüz 19 yaşında olmasına rağmen, yaşlı teyze markası Oscar de la Renta’nın kıyafetlerini bile muhteşem taşıyor, üzerinde eğreti durmuyor.

Karlie is the new Daria.


22 Oca 2012

Bill Cunningham New York

Sartoryo kendini en önemli ‘’Street Style İkonu’’ olarak görmeye devam etsin, biz moda-bilimciler gerçek sokak modası duayeninin kim olduğunu biliyoruz.

Bill Cunningham ile ilgili geçen sene ABD’de gösterime giren ama bizim diyarlarda bir türlü denk gelemediğim belgeseli delicesine merak ediyorum. Adamcağız ölmeden böyle arşivlik bir işe girişen Richard Press’in de ellerinden öpesim geliyor.

‘’I’ve said many times that we all get dressed for Bill.’’

- Anna Wintour



21 Oca 2012

The Flaming Lips ile Yoko Ono'dan ortak EP

Damon Albarn'un Babet Palas'ta popularite yarisindaki en buyuk rakibi The Flaming Lips'in, Yoko Ono ile ortak EP'sinden 4 sarkiyi, Consequence of Sound'da stream edebilirsiniz.

20 Oca 2012

Will Ferrell habla español

Will Ferrell komedilerini sevmekten utaniyorsaniz, son filmi Casa de Mi Padre Ispanyolca oldugu icin, duydugunuz ilginin entelektuel bir merak oldugunu savunabilirsiniz.

16 martta gosterime girecek filmin resmi fragmani asagida :

19 Oca 2012

Alber ve Lanvin

Alber Elbaz 10 yıldır Lanvin’daymış. Zaman o kadar çabuk geçiyor ki…ben onun Lanvin’de başladığını hatırladığıma göre, artık gerçekten yaşlı bir patates olmuşum.

Papyonuna kurban olduğum Alber’in en güzel tasarımlarından birini buraya koyarak (ki kırmızı sever olmamama rağmen, yine de bayılıyorum), nice nice on yıllara diyor, kendisini kutluyorum. Hoch soll er leben, hoch soll er leben, drei Mal so hoch.


  Kaynak

18 Oca 2012

Santigold geri dondu


Yeni album uzerinde calismaya devam eden Santo Santa Santi'nin konserinden yorumlar ve yukaridaki Say Aha'ya ek iki canli kayit icin Spin'deki guzel haberleri paylasmak boynumuzun borcu.

Spin disindaki kaynaklar yeni albumde yer almasi beklenen sarkilarin da canli kayitlarini YouTube'a yuklemisler. Bunlari da yakinda paylasiriz.

17 Oca 2012

Die Antwoord, Celine Dion'un pesinde

Metallica - Lou Reed birlikteliginin yasak meyvesi Lulu'ya her firsatta takiliyorum ama nihayet tuhaflik bakimindan Jack White - Insane Clown Posse isbirligiyle yarisabilecek cilgin projeyi Spin sayesinde ogrendik : Guney Afrikali hip hopcular Die Antwoord, kafayi Celine Dion'a takmis.

Cilgin proje, totally Zef.

16 Oca 2012

Six Months Uniforms - Andrea Zittel

Babet Palas bir futbol blog’una dönüşmeden, şöyle etli butlu esaslı bir moda post’u yapmak istedim. Buyrunuz:

The UniformProject, 30 for 30 Remix ve Six Items Or Less gibi projelerden yıllar önce (90’lı yılların başlarında), Andrea Zittel bunları çoktan düşünmüş (‘’I’m over it’’ ) ve hatta hayata geçirmiş. 

Wikipedia’ya göre Zittel bir ‘’relational artist’’. Bu tanımı daha önce hiç duymadığımdan, gidip başlığından bilgi alayım dedim ama bir kara cahil olarak ne yazık ki anlatılanları anlayamadım. Belki bu yazıyı okuyanlar arasında anlayan / bilen vardır ve bana anlatır. Ahaha, kimi kandırıyorum? Biz burada iki kişi baş başa eğleniyoruz, yani: hayali okurlarım size söylüyorum, ghost sen anla.

Konumuza geri dönersek, Wikipedia’ya göre relational, bana göre conceptual sanatçı olan Andrea Zittel’in oldukça ilginç projeleri var (örneğin ‘’living unit’’ olarak adlandırdığı, minimal metrekarede maksimum fayda sağlayacak yaşam alanları), ama madem ki ‘’this is not a fashion blog’’, benim ilgimi en çok  çeken şey elbette ki ‘’Six Months Uniforms’’ oldu. Websitesinde şöyle anlatılıyor:

‘’Zittel began creating Six Month Uniforms in 1991 as a response to the social dictate to wear an entirely different change of clothes every day. By wearing a single uniform for six months, she no only eliminated the stress of choosing a daily outfit, but also generated an alternative to the mandate of  perpetual variety mandated consumer culture. More then [sic!] seventy variations of the A-Z Personal Uniform now exist. ‘’


Benim anladığım kadarıyla, Zittel’in amaçladığı, her gün farklı bir şey giymek yerine, bir üniforma yaratarak, modanın ve kapitalizmin dayattıklarından kaçınırken, kendine fazladan vakit ve bütçe ayırabilmek. Burada sanat, politika/ideoloji ve tasarımın kesiştiği bir noktadayız ve her ne kadar Zittel’in bakış açısına katılmasam da, çok enteresan buluyorum. 


Katılmamamın sebebi ise şu: sürekli olarak sağda solda ‘’fast – fashion’’ın (örneğin Inditex, Hennes & Mauritz ve Mango) kötü kötü pis mikrop olduğunu duyuyoruz. Tamam, taklit olayları hoş değil, ama şu an konumuz farklı: modanın hızlanması (ve bana göre demokratikleşmesi) kesinlikle iyi bir şey. Çünkü böylece milyonlarca kişiye iş imkânı sağlanıyor (kusura bakmayın, iktisatçı olduğumdan hayatın her aspekt’ine bu açıdan bakıyorum). Şimdi ‘’ama bu markalar Çin’de çocukları en kötü şartlarda çalıştırıyorlar’’ diye ağlayanlar çıkacaktır. Üzgünüm a dostlar, ben de hiçbir çocuğun çalışmadığı, hepsinin tok ve başını sokacak bir çatısı olduğu ve okuluna düzenli gidebildiği bir dünyada yaşamak isterdim, ama şartlar böyle değil. O çocuk orada çalışmıyor olsa, açlıktan ölecek. Çin’e gittim gördüm, bir milyar insan dünyada kendine yer edinme peşinde, hepsi bir şeyler için delicesine çabalıyor; ama düşününce çok doğal: biz de her gün bir milyar kişi ile rekabete girsek, arılar gibi çalışırdık.

Bu yazı  çok fazla dallanıp budaklandı, ama bu iyi bir şey, demek ki söyleyecek çok şeyim varmış ve bu blog’u boşuna açmamışız. Mesela daha Andrea Zittel isimli bir insanın nasıl Amerikalı olabildiğini konuşacaktım? Tığla ördüğü elbiselerden bahsedecektim? Daha fazla bilgi için: http://www.zittel.org



15 Oca 2012

Lefter'in bir azinlik mensubu olarak bir portresi

Lefter'in ardindan yazdiklarimda, dusunduklerimde, merak edip de cevabini bulamadigim en onemli konu, kendisinin bir azinlik mensubu oldugu icin yasadiklariydi.

Umarim Can Dundar'in bugunku yazisinin devami da gelir. Tribunde bozkurt isareti yapan taraftar, cok sevdigi Lefter'in 40'larda 50'lerde zulme ugramis, 87 yasinda roportaj yaparken bile bu konuda ancak kamera kapatilinca konusabilen halini kabul eder.

14 Oca 2012

Aziz Yildirim'in Lefter'e ne hakki gecti ?

 
Lefter'in Aziz Yildirim'a yazdigi mektup gecen hafta basinda yer aldiginda, Yildirim'dan hellalik istemesini cok yadirgamistim.

Yildirim'i bircok nedenden dolayi sevmem :
  • Ornegin, Sampiyonlar Ligi'nde firtina gibi estigi sezonun sonunda, Turkiye'de sampiyon olamadigi gerekcesiyle, basariya ac, hirsli Zico'yu gonderip; yerine Avrupa sampiyonu olmus, kanitlayacak hicbir seyi kalmamis, ununu eleyip elegini asmis, emekli olup torunlarini sevmesi gereken Aragones dedeyi takimin basina getirmesi.
  • Ayni donemde, rekor ucrete Guiza'yi transfer etmesi.
  • Basta Emre olmak uzere, Fenerbahce'ye yakismayacak oyunculari toplamasi.
Daha cok sebep sayarim ama, varmak istedigim nokta bu degil.

"Aziz Yildirim'i oldur ama hakkini ver" demisler.
Fenerium gibi, tesislesme gibi, futbol disi branslarda da zirveyi hedeflemek gibi faydali isler de yapan Yildirim'in manevi anlami en degerli hizmeti, bence Dereagzi Tesisleri'ne Lefter'in adini verip, onu yasarken onurlandirmasi oldu.

Dun kaybettigimiz Lefter onu hic izleyemeyenlerce bu denli seviliyorsa, heykeli dikildiyse, bu Lefter oldugu kadar Aziz Yildirim'in da basarisidir. Yildirim'in Lefter icin yaptiklarini unutmusum. Neden helallik istedigini simdi anliyorum.

13 Oca 2012

Lefter hayatini kaybetti

Fenerbahce efsanesi, ilklerin adami Lefter Kucukandonyadis, bu aksam 87 yasinda hayatini kaybetti.

12 Oca 2012

The Black Album 20. yil konser turnesi

Metallica'nin bastan sona The Black Album konserini, Download Festival'a ozel bir set sanmistik; ama anlasilan grup tum Avrupa turnesini bu konseptle duzenlemeyi planliyor.

Paris konserinin biletleri iki hafta sonra satisa cikiyor.
Iskandinavya konser tarihleri de belli oldu : 23 mayista Oslo'da, 6 haziranda Danimarka'da eski bir hapishanede sahne alacaklar.

11 Oca 2012

David Beckham nereye kosuyor ?

 
34'luk Thierry Henry'nin Arsenal'a donusu, adi Paris Saint Germain ile anilan 36 yasindaki David Beckham'a Manchester United'a donme hayalleri kurdurtuyor mudur ?

Yoksa Becks, Galácticos doneminde digerleri kadar yuksek maas almadigi icin ariza cikarip takimdan ayrilan Claude Makélélé'nin yardimci antrenor oldugu PSG'ye gercekten gidecek mi ?

It's all about Becks and Bucks.

10 Oca 2012

Thierry Henry geri dondu

Arsenal'in New York Red Bulls'dan 2 ayligina kiraladigi 34 yasindaki Thierry Henry, ilk macinda klubunun tek golunu atip takimini Leeds United karsisinda zafere tasidi.


Bakalim 2 aylik suresinin geri kalaninda Henry bu performansi surdurup, birkac ay once Emirates Stadium onune kurulan heykeline bir sakal da ekletebilecek mi ? Yoksa taraftarlar onu 2000'lerdeki haliyle mi hatirlamak isteyecekler ?

9 Oca 2012

Jalouse (aka Une Fille Comme Les Autres)

Son günlerde Palas’ta (pek olumlu olmasa da) adeta bir Fransız furyası yaşanmakta.

Aşağıdaki video’da tipik ‘’Fransız kızı’’ imajı ve klişeleri ile muhteşem şekilde dalga geçildiği için, çekime bayıldım. (Bu arada söylemeden duramayacağım, sıradan Fransız kızları son derece (!) kötü giyinen insanlar. Ama video’daki kız muhteşem, o ayrı.)


Jalouse dergisini hiç okumadım, ama bu video’yu izledikten sonra, ilgimi çekti ve Paris’e gidecek bir arkadaşımdan sipariş edeceğim.


Une Fille Comme Les Autres from Jalouse blog on Vimeo.

Bu arada en çok sevdiğim ve beğendiğim ‘’Personal Style Blog’’lardan biri, bir ‘’Fransız kızı’’na ait: J’adore Alix.

8 Oca 2012

Satış danışmanı olunmaz, satış danışmanı doğulur

Paris’i (ve Paris’te en çok Colette’i, Goyard’ı, Angelina’nın sıcak çikolatasını ve Musée de l’Orangerie’yi) severim, ama ‘’parizyen’’lerden pek hoşlandığım söylenemez (böyle de ırkçı, böyle de ayrımcı bir insanım). Kendilerini herkesten üstün görmeleri, lakaytlıkları, tembellikleri beni öldürüyor (görüldüğü üzere sadece rasist değil, çok fena genellemeler de yapan birisiyim).

Bu fikre sadece ben sahip değilim, Presence isimli danışmanlık firmasının bir araştırması için görevlendirilmiş bir takım ‘’mystery shopper’’lar da bana katılıyor. Bu çalışmada, Champs-Elysées mağazalarındaki satış danışmanları fazlasıyla burnu havada ve ilgisiz olarak değerlendirilmiş. New York 5th Avenue’dakiler ise, Paris’tekilerden de beter olarak araştırmadaki kaybedenler kulübünde yerlerini alıyorlar.



Peki biz jet-setter’ler dünyadaki en ilgili, cana yakın, iyi servis veren satış danışmanlarını nerede bulabiliriz?

Singapur’daki Orchard Road, Luxemburg’daki Avenue de la Liberté ve fazla uzağa gitmeyi gerektirmeyen Bağdat Caddesi’nde. Congratulations, İstanbul.

6 Oca 2012

Burgerseverin kara sevdasi

Fransiz burger zinciri Quick, The Phantom Menace'in 3 boyutlu yeni kopyasinin subat ayinda gosterime girecek olmasi nedeniyle, Star Wars temali bir menu hazirliyor.

Yoda'nin Jedi Burger veya Darth Maul'un Dark Burger'inde heyecan yaratacak bir ozellik olmayabilir; fakat Dark Vador Burger, siyah ekmegiyle tam bir bomba !



- Darth Vader'in Fransizlarca Dark Vador diye adlandirilmasi ise, yok saymak istedigim bir trajedi.

5 Oca 2012

Here are the young men / Marked

1966 Hollanda dogumlu Claire Felicie'nin Here are the young men serisi, 2009-2010 yillarinda Afganistan'da gorevli Hollandali askerlerin fotograflarindan olusuyor.

Serinin "Marked" bolumunde, askerlerin gorev oncesi, gorev sirasindaki ve gorev sonrasi 3 pozu yanyana sergileniyor. Asagidaki iki is ilginizi cekerse, devamini Felicie'nin sitesinde bulabilirsiniz.



4 Oca 2012

Kadın sığınaklarının yetersizliği

İki aydır konuşuyoruz, bir kere feminizm demedik?*

Feminizmin hayatımdaki yerini çok kısaca açıklayayım: ben artık feminist olmayan kızlarla arkadaşlık kurmuyorum. Feminist olanlar da belki kendilerini feminist olarak görmüyorlardır, ama kadın – erkek eşitliği ilkesine inanmaları benim için – ilk etapta – yeterli. Bu arada ‘’kızlar’’ dedim, çünkü henüz tüm kızların bile kendini feminist olarak tanımlamadığı bir dünyada, erkeklerden bunu beklemek ne yazık ki ütopik oluyor.

Gelelim bu yazının asıl konusuna:

Türkiye’de an itibariyle SHÇEK’e bağlı / ait sadece 53 kadın sığınma evi bulunmaktaymış. 2008 yılında yayınlanan bir rapora göre, 22 adet sığınak da belediyeler tarafından açılmış. 81 ilimiz var ve bu durumda her birine bir sığınma evi bile düşmüyor. 

Türkiye İstatistik Kurumu’na göre, Türkiye’deki kadınların yüzde 40’ı hayatlarının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalıyorlar. Ayrıca biraz önce okuduğum bir araştırma, evli kadınların yüzde 24’ü gördükleri şiddet nedeniyle yaralandıklarını söylüyor.

Yani Türkiye’deki yaklaşık 16 milyon evli kadının dörtte biri yaralanacak kadar şiddet görüyor. Peki bunlardan hangi biri 53 sığınma evimize sığacak? ‘’Karı – koca arasına girilmez’’ zihniyetinden ne zaman kurtulacağız? Kadınlar Türkiye’de ne zaman ‘’insan’’ mertebesine ulaşacaklar?

Neler yapabilirim diyenler için:
  

Kaynaklar:
Radikal Gazetesi

3 Oca 2012

Gozde Ilkin, 2011'in en iyi 10'u arasinda

Radikal yazari Aysegul Sonmez, 2011'in en iyi 10 sergisinden de bahsettigi gecen haftaki yazisinda, Gozde Ilkin'i listesine aldi.
Sonmez detayli siralama yapmadigi icin, ben Gozde'nin birinci secildigi hukmune variyorum. Bu varsayimin akla yatkin olmadigini kimse soyleyemez.



Bu post vesilesiyle, Gozde'nin de katildigi Siyah /// White sergisinin bu hafta acilacagini da ekleyeyim. Ay sonuna dek ziyaret edebilirsiniz.