29 Nis 2012

Barış İçin Müzik ve beyaz ince çoraplar

Geçen günlerde ''Barış İçin Müzik'' vakfının 23 Nisan kutlamaları vesilesi ile düzenlediği konsere gittim.

Kendim de sosyal sorumluluk alanında çalıştığım için, bu tür organizasyonların arkasında ne kadar büyük emekler olduğunu biliyorum. Barış İçin Müzik projesini gerçekten çok beğeniyorum. Venezuela'daki ''El Sistema''ya benzer bir fikir ile yola çıkarak, düşük gelir grubundaki çocukları ''kötü yola düşmekten'' korumak adına, enstrüman çalmaya yönlendiriyorlar. Kurucusu Mehmet Selim Baki, sanatın ve sanata ulaşımın temel haklardan biri olduğunu savunuyor. Bu arada, program içinde eğitim gören çocukların çoğu o kadar fakir ki, ücretsiz enstrüman dersleri yanı sıra, yemek servisi de yapılıyor.

(Bu arada El Sistema demişken, bir ''indie-kid'' olmama rağmen, hayatımın en güzel konserleri listesine, Radiohead, Arcade Fire, Bloc Party, Björk ve Beck gibi sanatçılar yanı sıra, geçen yaz izlediğim Simon Bolivar Orkestrası konserini de ekleyebilirim. Bu orkestraya, ''El Sistema''nın ortaya çıkardığı yüksek yetenekli gençler kabul ediliyorlar. Gelecek sene, Barış İçin Müzik çocukları, El Sistema öğrencileri ile ortak bir orkestra kurup, ilk konserlerine vereceklermiş. Süper olay!).

Ancak madem ''this is not a fashion blog'', biraz da modadan bahsedelim. Barış İçin Müzik konserinde bir kaç muhteşem Beatles uyarlaması dinlemiş olmanın ve kız şef'ler görmekten büyük mutluluk duymuş olmanın yanı sıra, önemli bir gözlemde bulundum. Sanıyorum ki çocuklara ''siyah pantolon/etek, beyaz gömlek'' giymelerine dair direktifler verilmiş. Minik kızların bir çoğu, beyaz gömlek-siyah etek kombinasyonunun altına, siyah değil, beyaz ince çorap giymişlerdi. Bu moda, bir kaç sene önce de mevcuttu ve o zamanlar yivrenç buluyordum. Ama bu hafta, beyaz çorapların, siyah-beyaz bir kıyafetin altına, incecik bacaklarda muhteşem durduğunu keşfetmiş oldum. Elbette, bu kıyafatleri giyen sekiz yaşında bir kız çocuğu değil de, yetişkin olsa, halen beğenir miydim, emin değilim. Çünkü farklı renklerdeki çorapları her ne kadar sevsem de, kalın bacakları sosise çevirdikleri de bir gerçek.

Bu yüzden herhalde kendim asla beyaz ince çorap giymem. Ama artık eskisi gibi giyenleri de kınamam. Hele aşağıdaki fotoğraflardaki gibi kullanılmışsa, kınamak da neymiş, giyeni kutlarım. Kıyafetler ile ilgili kafayı bozmuş olmak da böyle bir şey: Gustavo Dudamel'i, ince çorap konusuna bağlayacak kadar güzel bir düşünce sistemine sahibim.

Kaynak

 

23 Nis 2012

Bir Kurtulus efsanesi : Adana Ocakbasi

 
Kurtulus'ta, unu semt sinirlarini asmis birkac lezzet duragi var : Meraklilari Nazar Profiterol, mezeci Tusba, Hamov, hatta belki Damla Dondurma/Boza'yi duymustur.
Vedat Milor hem Hamov'u hem de Nazar Profiterol'u ziyaret etmisti - ki bence Nazar Profiterol alaninda Istanbul'un acik ara en iyisidir.
Son donemde, yine Milor etkisiyle, semtin en az 30 senelik emektari Adana Ocakbasi da cok ilgi gormeye basladi. Yaklasik bir yil once Milliyet Pazar'da cikan degerlendirmenin ardindan, Milor 2012'nin 1 ocaginda "Gecen yilin unutulmaz zevkleri" diye bir liste hazirladi ve Adana Ocakbasi'ndaki yemegini 2011'in en iyi 5'i arasinda gosterdi.

Adana Ocakbasi da, ben de, 30 kusur senedir variz. Bu surenin kabaca ikinci yarisi boyunca beraberiz. Neredeyse 20 yildir gittigim bir lokantayi begendigimi zaten anliyorsunuzdur ama, ben yine de buranin 5 yildizlik oldugunu ozellikle vurgulamak isterim. Fakat, Nazar icin "alaninda en iyi" dedigim gibi, Adana icin "Istanbul'un en iyi ocakbasisidir" diyemem. Ben ugrasmayacak olsam da, arayan mutlaka Adana'dan iyisini de bulacaktir. Ancak, Adana ornegin bir Zubeyir'den daha iyidir, ki ben biraz da Milor'un gecenlerde yaptigi Zubeyir degerlendirmesinden sonra bu kiyaslamayi yapabilmek icin yaziyorum.



Gecen yillarda metal tabaklardan cam tabaklara terfi ettiyse de Adana hala salastir.
Kucuktur, daracik lokantada dip dibe oturursunuz.
Esnaftir, her sene ramazanda kapatir.
Sizi sadece et yemeye cagirir, neredeyse hic mezesi yoktur - cacik, ezme, yogurtlu sicak patlicani haric. Oyle icli koftedir, findik lahmacundur, pidedir, zeytinyaglidir, kasarli mantardir, cig koftedir bulamazsiniz. Ama tersine, sakatat cesitleri mevcuttur : cigerden uykuluga, dalaktan bobrege, koc yumurtasindan yurege.
Eger aradiginiz etse, ve bu kosullari bastan kabul edecek, oflayip-puflamayacaksaniz, Adana size bir ziyafet sunar, hem de bircok etciden ucuza. Ornegin Adana'si veya Urfa'si 12 TL'dir.

Fakat, Milor sonrasinda patlayan Adana'nin boyle devam etmesi bence cok zor.
Kebaplari ve kaburgasi duzgun, ozellikle de yogurtlu mezeleri ve balkabakli spesyaliteleri muhtesem olan Zubeyir'in populerlestikce hem asiri pahalanmasi, hem de sosyetiklesip biraz ozensizlesmesi, Adana icin bir alarmdir.

Gecen cuma Adana'ya gittigimizde, mekanda Ugur Yucel vardi.
Ugur Yucel yerine, (Zubeyir'de olabilecegi gibi) Kivanc Tatlitug'a rastladiginiz gun, Adana icin yol ayrimidir.
Ornegin ayni cuma gunu, beyaz gomlek uzerine siyah papyonlu, ici seffaf optik camli Wayfarer gozluk takan bir hipster da Adana'daydi. Servis yapan, mekan sahibinin oglu oldugunu tahmin ettigim delikanli dengesini kaybedince, elindeki buzluktaki erimis sular hipster'in basindan asagi dokuluverdi. Mekan sahibi babacan bir tavirla "sampuan getireyim mi?" diye takildi. Bir mahalle lokantasinda, komsunuza boyle yapabilirsiniz. Ama sosyetik bir mekanda boyle yapamazsiniz. Sosyetik mekanin musterisinin gonlunu, yemegin sonunda ikram edilen muzlu bal-kaymakla alamazsiniz.

Onumuzdeki yillar bize daha iyi gosterecek : Adana Zubeyir'lesecek mi, yoksa son bir yilda kazandigi yeni musterileri kaybetme pahasina eski cizgisinde ilerleyip bir Kurtulus efsanesi olmaya devam mi edecek ?
Bu semtin sakini olarak, tabii ki ikincisi dilerim.

Temel bilgiler :
Baysungur sokak, No.2/D, Kurtulus
(212) 247 01 43
http://www.adanaocakbasi.com/
Kredi kartlari gecerli.

Nisan 2012 fiyatlari :
Adana/Urfa kebap : 12 TL
Beyti kebap (1,5 porsiyon) : 20 TL
Cop sis (et/ciger) : 2'ser TL
- Adana'da aksam yemegi icin ickisiz 25-30 TL, ickili 50-55 TL'lik bir hesap beklemek gercekci olur. Milor ise hem Adana'da hem de Zubeyir'de kisi basina 70 TL odedikleri yaziyor, fakat ben Zubeyir'in Adana'dan cok daha pahali oldugu konusunda uyarmaliyim.

21 Nis 2012

Record Store Day

Bugun Record Store Day. Bugune ozel piyasa cikacak islerin listesini gormek bile insanin agzini sulandiriyor. Veya kulaklarini cinlatiyor? Olmadi sanki. Neyse.


Listenin daha da heyecan yaratmasi icin, 3 kategorinin aciklamalarini da paylasalim :
  • RECORD STORE DAY EXCLUSIVE RELEASES. Exclusively available on Record Store Day at Record Store Day participating stores. Will not be available anywhere else in the same format. 
  • RECORD STORE DAY LIMITED RUN/REGIONAL FOCUS RELEASES. Also exclusively available on Record Store Day at Record Store Day participating stores, but the quantities of these titles are EXTREMELY limited. Under 1000, and WAY under 1000 in some cases. We felt it was only right to put them on a special sub-list, so that everyone is clear on the odds.
  • ‘RECORD STORE DAY FIRST’ RELEASE.  These are titles that you can find on Record Store Day at Record Store Day participating stores. So if you’re a fan of the artist, you get first listen. At some point in the future, generally four to six weeks, these titles will be available, in the same format, at other retailers.

18 Nis 2012

Sweet Heart, Sweet Light piyasada

Kapak tasarimina cok emek verildigi hemen anlasilan yeni Spiritualized albumu Sweet Heart, Sweet Light'i mart ayinda bekliyordum ama ancak dun cikabildi.
Bir onceki albumden bu yana onca sene gecmis, bir aylik gecikmeye alinacak degiliz ya. NPR'a gider dinleriz.


17 Nis 2012

Yeni Moonrise Kingdom haberleri

 
12 yasindaki kacaklar Kara Hayward ve Jared Gilman'a ek olarak Bruce Willis, Edward Norton, Bill Murray, Frances McDormand, Tilda Swinton ve Jason Schwartzman'li genis kadrolu son Wes Anderson filmi Moonrise Kingdom'a dair yeni haberler gelmeye devam ediyor.

FilmoFilia, 14 yeni foto paylasirken, The Playlist ise Françoise Hardy'li, Mark Mothersbaugh'lu soundtrack hakkinda bilgi vermis :


16 Nis 2012

¿Que tal?

Kendini "tapas bar & cafe" olarak tanimlayan Que tal iyi bir fikir, kotu bir uygulama.
Fakat uygulamanin kotu olmasi, lokantanin kotu oldugu anlamina gelmiyor : duzgun bir mutfagi, isin basinda duran sahipleri, merkezi ve sevimli bir mekanlari var. Fakat bir tapas bar degiller, benim temel itirazim da bu.

Isim sayesinde Ispanya'ya gitme, ve "az is, cok yemek" prensibiyle tapas, veya benim Bask bolgesinde ogrendigim ismiyle pintxos komasina girme firsatlarini yakaliyorum.
Pintxo kulturu, sosyallesme uzerine kurulu. Sohbet edenler upuzun bir barin etrafinda; bar tezgahi ise cogunlukla buyukce bir dilim ekmek uzerine kurdanla tuttulurmus, nadiren de cop siste sunulan cesit cesit atistirmalikla dolu. Bosalan bir tepsinin yeri mutlaka ayni yemekle doldurulmadigi gibi, arada sicak pintxo'lar da geliyor.
Bar tezgahinda oldugu gibi, ortamda da surekli bir sirkulasyon var : insanlar birisiyle laflarken isten cikan bir baska tanidik ugrayinca barin diger ucuna gidiyorlar, arada giren-ciken musteriler oluyor, cani bir sey ceken veya ickisini tazelemek isteyen bar tezgahina bir ugrayip sonra tekrar arkadaslarinin yanina donuyor.
Bu formatta bir ziyafette, ekmek arasi jambon, bir dilim ekmek uzerinde patata tortilla (patatesli omlet), mini burger gibi basit atistirmaliklardan baslayip, cok daha sofistike lezzetlere uzanabilen bir yelpazede en az 4-5 farkli sey denemek mumkun. Bunlarin her biri 1-2 euro civarinda, yani yaninda bira veya sarapla toplam 10 euroya krallar gibi pintxo keyfi yapilabiliyor.


Que tal, boyle degil.
Bar tezgahindan degil, monuden secim yapiliyor. Onunuze, ayakustu tek elle yenemeyecek, yani sirkulasyona izin vermeyen, oturmayi gerektiren bir tabak geliyor. Ornegin bir balikcida veya ocakbasinda nasil kucuk tabaklarda cesit cesit meze masaya birakilir da herkes bir kasikla kucuk tabaktan kendi onundeki buyuk tabagina alirsa, Que tal'in sunumu da buna daha yakin. Yani kalabalik bir grup olarak degil de tek basiniza gittiyseniz, deneyebileceginiz farkli yemek sayisi cok kisitlaniyor.


Tattigimiz 2 sicak ve 4 soguk mezeye deginecek olursam :
Firinda humusun pesto sosundaki hafif eksilik, basta hos bir surpriz iken, son lokmalara dogru humus lezzetini golgeleyen bir defoya donusuyor. -Benzer bir hosluga Galata Muhallebicisi'nin narli humusunda da rastlamistim; Que tal'inkini o kadar begenmedim.
Crujientes de pollo'yu biraz tuzlu buldum. Ama tavuklarin citirligiyla kivamsiz sosun tatliligi guzel bir kontrast olusturuyor.
Mozzarella tapenade, zeytinin kurutulmus domates gibi baskin bir tadi bile geri plana ittigi, peynirin lezzetini alamadigim bir atistirmalik.
Mercimekli mezeyi cok begendim. Baska yerlerde de bulmak isteyecegim, farkli bir lezzet. Que tal'in hicbir yemegi hakkinda "aman sakin yemeyin" diyemem, ote yandan bunu mutlaka tatmanizi tavsiye ederim.
Cerkez tavugunu da malesef crujientes de pollo gibi tuzlu, kerevizli mezeyi ise siradan buldum.

Que tal, tapas barina giderken girdigim Pintxos beklentisini karsilamiyor. Onun yerine, meze tabagi, veya "kucuk tabak" diyebilecegimiz bir konseptte sunum yapiyor. Fakat bu alanda da, yukarida degindigim gibi, balikcidan ocakbasina bin bir turlu rakibi var.
Balikciya veya ocakbasina sadece meze icin gidilmez derseniz, Istanbul'un en iyilerinden Lokanta Maya, veya Vedat Milor'un memnun kaldigi Lucca gibileri, "kucuk tabak" formatinda Que tal'den daha iyiler : Maya 5 yildizliksa; Que tal 3 yildizlik. 3 yildiz kotu mu ? Hayir, degil. Ama Maya varken, neden Que tal ile yetineyim ki ?

Temel bilgiler :
Ilk Belediye Caddesi, No.5/A, Tunel
(212) 244 41 40
http://www.quetalbar.com/
Kredi kartlari gecerli.

Nisan 2012 fiyatlari :
Soguk tapas : 7-14 TL - 35 TL'lik jambon tabagi gibi istisnalar da var.
Sicak tapas : 8-16 TL
Tatlilar : 7-10 TL
Gazli mesrubatlar : 5 TL
Surahi su : 4 TL - Hacmi 1 litre bile olmayan siseye, evlerdeki gibi bir damacanadan, gozumuzun onunde iki fis-fis yaptiktan sonra, bunu ucretsiz ikram etmeyip parayla satmalarini ahlaksizca buluyorum. Karsiliginda para istiyorlarsa, buyuk cam sisede Kestane vermeliler. Yukaridaki kiyaslamaya devam edeyim : Lezzet olarak Que tal'den ustun buldugum Maya, WMF servislerinin amortismanini sudan cikartmaya kalkismiyor, masaya oturunca surahiyi hemen ucretsiz ikram ediyor. Que tal'de musteriyim, Maya'da konuk.


Edit: Yazımıza Que tal'den gelen cevap için tıklayınız.

15 Nis 2012

Hayali Alışveriş Listesi #5: anna r-k 2011 Yaz Koleksiyonu

Geçen seneden kalma olsa da, şu anda İstanbul havası uygun olmasa da, kısa şortlar bana pek yakışmasa da, anna r-k'nın kendisi için hazırladığı mini koleksiyondaki tüm parçaları istiyorum. Daha önce de söylediğim gibi, şu anda hayatımdaki tek eksiklik, hazır giyim sektöründe bir iş. Anna, hayalini kurduğum* bu iş için ideal iş kıyafetlerini yaratmış, ellerine sağlık.


 *Sevgili anotherstar'dan ilham alarak, kendi kendime ''just because it's not happening now, it doesn't mean it never will'' demek istiyorum. Olmalı, olacak, olana kadar çalışmaya, çabalamaya, gayret etmeye devam.

14 Nis 2012

Brave'in yildizi Merida

Brave'den ilk bahsedisimizden bu yana, iki aya yakin zaman gecmis. Disney-Pixar, kahramanimiz Merida'yi daha yakindan tanitan yeni fragmani birkac gun once yayinladi :

12 Nis 2012

Cocukluga dair iki yeni film fragmani

Bess Kargman'in First Position'inda, farkli koklerden 6 cocugun - Sierra Leone'de bir yetimhaneden evlatlik alinan 14 yasindaki Michaela, Kolombiya'li 16 yasindaki Joan Sebastian, 17 yasindaki Rebecca, 12 yasindaki Miko, 11 yasindaki Aran, 11 yasindaki Gaya'nin - binlerce adayin katilacagi Youth America Grand Prix bale yarismasina hazirlanmalarini izleyecegiz.

Belgeselin fragmani bile, cocukluk uzerine, secimler ve bu yolda yapilan fedakarliklar uzerine dusunduruyor. Miko'nun yorumlari, insani tam ters koseye yatiran cinsten. Gelse de izlesek.






Cocukluga dair bir baska yeni film ise, cocukluk korkulari ve cocukluk arkadasliklari hakkinda, zevzeklik katsayisini yalnizca fragmanindan kestiremedigim Ted.
Mark Wahlberg, Mila Kunis ile isler ciddilesince, oyuncak ayisiyla iliskisini gozden gecirmek zorunda kaliyor.



11 Nis 2012

Daydream Vacation

 Foto : Kiliii Yu

Favori muzik gruplarimizdan Smoosh'un Asya'si, Head Like a Kite ile Daydream Vacation adinda yeni bir grup kurmus. Ilk album, 19 Haziran'da cikacakmis.

Aslinda hem asagida videosu bulunan Clever's Not My Best Excuse, hem de sitelerinden dinlenebilen That Girl Don't Sleep hosuma gitti; ama DdV'in kurulmasi Smoosh'un dagilacagi, veya en azindan askiya alinacagi anlamina geliyorsa, HLAK'in yavanligini dusununce, endiselenmemek elde degil.
Neyse, bu kadar da onyargili olmamak lazim.

10 Nis 2012

Bird Şişhane

Bir süre önce, beni merak ettiğim ve bir türlü gidemediğim mekanlara götürmekte usta olan muhteşem arkadaşım Ş. ile ''Bird'' isimli restoranda yemek yedik.

Bird, ilk açıldığında hakkında o kadar çok (olumlu) yazı çıkmıştı ki, beklentilerim gerçekten hayli yüksekti. Bir Pazartesi akşamı ziyaret ettiğimiz restoranda, bizim dışımızda kimse (!) yoktu. Bir zamanlar İstanbul'un en ''hip'' lokantası olan yer, bomboştu. Belki de bu durumu haftanın ilk akşamı gitmiş olduğumuza yormak gerekiyor, bilemiyorum. Bird hakkında okuduklarım arasında, oraya gitmenin en önemli sebeplerden birinin ''people-watching'' (ve hatta ''celebrity-watching'') olacağını algılamıştım. Ancak gittiğimizde izleyecek kimse olmayınca, biz de yemeğimize konsantre olduk.


Hemen baştan şunu söylemeliyim ki, fiyatlar beklediğim kadar şişirilmemişti. Bird'ün sunduklarına ve emsallerine göre fiyatları uygun olmasa bile, pahalı da değildi. Ancak, yemeklerin sunumu mekanın imajı, dekoru, genel olarak yaratmaya çalıştığı havası ile oldukça uyumsuzdu, çünkü çok özensizdi. New York'tan fırlama bir bar slash eatery gibi görünmek isteniyorsa, sunum gibi önemli detaylar atlanmaması gerekiyor.

Yemeklere gelince, benim sipariş ettiğim yeşil körili tavuk (menüdeki ismi: Green Curry Tavuklu) gayet lezzetliydi, tadını gerçekten beğendiğimi söylemeliyim. Porsiyon da bu tip bir mekan için şaşırtıcı derecede büyüktü. Yanında gelen ekmekler düzgündğü, ama herhangi bir özellikleri yoktu.

Ş.'nin yediği ''Serafin usulü tavuk''tan da ufak bir parça tattım - o da düzgündü, ama bana göre restoran yemeği değildi, zira evde pişirilen tavuklardan pek farkı yoktu.

Benim yemeğim dışındaki hakim olan vasatlık, ne yazık ki tatlıda da kendini göstermiş olacak ki, yemek sonrası ne yediğimizi hatırlamıyorum bile (bu da ne kadar amatör bir blogger olduğumu bir kez daha kanıtlıyor. Artık fotoğraf çekmeye ve daha detaylı not almaya başlamanın zamanı geldi!).


Servis çok ilgiliydi, ancak mekanda (bizden sonra gelen bir kaç kişiyi de sayınca) toplam 6-7 müşteri olunca, bu da pek zor olmasa gerek. Servis demişken, Bird gibi bir mekanın ''Kuver'' ücreti aldığına da inanamadım ve ciddi anlamda kınadım (sadece 2 TL olsa da, bu bir prensip meselesi ve benim gözümde bu sebeple puan kaybettiler). 

Nihayet sadet: Bird'de hiç bir olumsuzluk yaşamadım: mekan çok şık, garsonlar ve yemekler düzgün, ortam nezih. Ama İstanbul'da binlerce mekan beni beklerken, Bird'deki deneyimim o kadar vasattı ki, herhalde yakın bir zaman içerisinde tekrar uğramam. 


Temel bilgiler :
Meşrutiyet Caddesi 103A
Şişhane
Tel: (0212) 245 70 85 / 0532 556 4356

Mart 2012 fiyatları:
Başlangıçlar 15-38 TL
Salatalar 14-35 TL
Izgara Bonfile 48 TL
Kuzu Karski 52 TL
Green Curry Tavuklu 32 TL
Serafin Usulü Tavuk 32 TL
Thai Usulü Deniz Levreği Filetosu 65 TL
Tatlılar 15 TL

9 Nis 2012

Batman ve kurabiye canavarlı tırnaklar

Hiç bitmeyen oje sevgimin tükenmek bilmemesi için iki sebep daha aşağıda!
(Internetlerdeki insanların yaratıcılıkları beni - en iyi anlamda - mahvediyor.)

Batman, bizim mahallemizde tartışmasız en süper süper-kahramandır, çünkü süper-gücü olmadan süper-kahraman olan tek süper-kahramandır. ''Ben de o kadar zengin olsam, paraları döküp süper-gücüm olmadan, süper-kahraman olurdum'' diyenere cevabım hazır: sen o kadar zengin olsan, evinin çatısına havuz yaptırır, elinde kokteylin ile sefasını sürer, nefes alamayacak kadar daracık kostüm içinde pislikleri yakalamak için koşuşturmazdın. 

Aşağıdaki oje hayatımda gördüğüm en muhteşem, en harika, en etkileyici üç manikürden biridir; hissettiklerimi kelimelere dökmeye çalışıyor, ama bu mümkün olmadığından, sadece saygı ile önünde eğiliyorum.

Kaynak    

*****

Konuyu Batman'den kurabiye canavarına bağlamayı bir türlü beceremediğimden, yukarıya beş tane yıldız koydum (so unprofessional!). 

Cookie monster hakkında pek söze gerek yok, sevmeyen varsa, hiç acımam, direkt kırırım bu interneti.
Bu tırnaklar, tek kelime ile muhteşemler.

Kaynak

8 Nis 2012

Her okur, yazar midir ?

Turkiye'de basinin hali ortada. Muhalefet yok gibi. Tum haberler benzer filtrelerden geciyor; hep ayni, tarafli mesajlar veriliyor. Iktidardan korkan, asil derdi para kazanmak olan medya patronlari cesit niyetine birkac sivri dilliye soz verseler de, kaslari cattiran sesleri daha fazla dikkat cekmeden hemen gonderiyorlar.
NTV'nin kapiyi gosterdigi Rusen Cakir, Banu Guven gibileri, gazetelerinden kovulan Nuray Mert veya Ece Temelkuran gibileri aslinda en sert muhalifler arasinda sayilmazlar. Ancak ana akim medya sayesinde daha genis kitleye ulasabilecekleri icin, internet sitelerinde baskaldiranlara kiyasla, sessizlestirilmeleri daha etkili. Susmayanlari da senelerce tutukluluk bekliyor.

Bu uzunca girisi yapmamin hedefi, neden hala gazete satin aldigimi, ama neden duzenli gazete almadigimi aciklayabilmek.
Gazete almamin iki amaci var : Tuvalette hafta sonu eklerini okumak, ve Radikal Kitap.

Radikal Kitap, 10 yildir belirli bir seviyede yayin yapiyor. Ayni holdingin Dogan Kitap'ina oncelik vermemesi, edebiyat odakli olmasi, kisitli faydasina ragmen bir sembol olarak Kurtce'ye yer ayirmasi, KaBoRuKo'nun devamliligi gibi olumlu yonleri; Necmiye Alpay, Cem Akas, Celal Uster, Murat Batmankaya ve daha nice cazip ismi kaybetmelerine ragmen sadik kalmami sagladi. Bunda, yazarlar oldugu kadar calisan/idarecilerin de payi vardir.

Iste bu calisan/idarecilerden ikisi, eski Radikal Kitap editoru Oylum Yilmaz ile, birkac yildir bu gorevi surduren Burcu Aktas'in romanlari bu sene cikti. Kitaplari okumadim, Burcu Aktas'inkini alacagim ama, niyetim romanlari degerlendirmek degil. Meraklisi Melisa Kesmez ve Selim Ileri'nin degerlendirmelerini okuyabilir.


Bu yazi ile tartismaya acmak istedigim konu, okumakla ilgilenenlerin neden yazmaya da giristikleri.
Muzik dinlemeyi sevenlerin kaci enstruman calmaya basliyorlardir ? Film izlemeyi sevenlerden kaci film cekmeye kalkisiyorlardir ? Kimler birer "tuketici" olarak ilgi duyduklari alanlarda "uretim"e basliyorlar ?
Diger sanat dallarina kiyasla, okur-yazarlik iliskisi beni cok sasirtiyor. Siir kitaplari damla damla satilirken, nasil internette bunca siir blogu/sitesi olabiliyor ?
Hatta provokatif bir tonla sunlari sorayim : Yazmak, okumak kadar kolay mi ? Edebiyat, resmin-muzigin-sinemanin-dansin gerektirdigi yetenegi, teknik altyapiyi gerektirmiyor mu ? Merak, ilgi, heves yeterli mi ?

Soruma verecek bir cevabim yok. Kacak gureseyim, sozu kendini tanimlamaya soyle baslayan Orhan Veli'ye birakayim :
1914'te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım.

7 Nis 2012

Tegan & Sara studyoda

Bu aralar, yedinci albumleri uzerinde calisiyorlar.
Rolling Stone, studyo maceralarini fotoromana cevirmis.
Ben ozellikle su 3'unu begendim, ama asil favorim, Sara'nin Tegan'in sarkisina verdigi tepki :

Foto : Lindsey Byrnes

Foto : Sarah Fobes

Foto : Sarah Fobes

Resimler yetmez diyene, Tegan & Sara'li yeni Morgan Page sarkisi Body Work hediyem olsun :


6 Nis 2012

Jack White is crazy in the coconut

Jack White kafayi yemis.
Spin'dekiler bu durumu "Jack White is well into his Willy Wonka phase, and that's great news for everybody." diye ozetlemisler, ama ornegin bir Michael Jackson'a kiyasla Jack White gibi korkutucu bir insanin delirmesi hayirlara vesile olmayabilir.

White, once sirketi Third Man Records'in ucuncu yasi serefine, simdiye dek yayinladiklari her single'i iceren 3 rpm'lik bir lp bastirip konuklarina hediye etmis. Sarkilari dinlenemez hizda dinleyebilmemiz icin, su asamada ancak bir davetlinin onlari mp3 yapip internette paylasmasini dileyebiliriz.

White bunun ardindan da bin tane cd'sini ucan balonlara baglayip gok yuzune salmis... kimin bahtina cikarsa. Her sey o kadar tuhaf ki, albumun formatinin flexi disc olmasi hakkinda ne dusundugumu bile bilemiyorum.

Foto : Jo McCaughey

5 Nis 2012

Hayali Alışveriş Listesi #4: Odd Future sweatshirt

Teoride, OF tam bana göre bir grup. Muhteşem bir isimleri var (Odd Future Wolf Gang Kill Them All), akıllı hip-hop yapıyorlar, genç bir Wu-Tang Clan'imişcesine ''posse'' olarak kolektif hareket ediyorlar, ergenler, eğlenceliler. Ama nedense şarkılarını bir türlü sevemiyorum, beni bayıyorlar. Zaten, aralarında eşcinsel bir kadın bulunmasına rağmen, şarkı sözleri fazla mizojin.

Peki neden yine de haklarında bir yazı yazma ihtiyacı duydum? Çünkü amacım müziklerinden bahsetmek değil; benim nezdimdeki kayda değer şey, gruptaki tek ''white boy'' olan Lucas Vercetti'nin resmini albüm kapağı ve hatta sweatshirt haline getirmeleri. Süper olay!

Bu da bu haftanın ''hayali alışveriş listesi'' parçası olsun. For the record, bu sefer hayali olması pahalılığından değil de, artık post-ergen olarak alsam bile giyemeyeceğimden kaynaklanıyor. Ne de olsa skater olamayacak kadar yaşlıyım, bu böyle.

Kaynak

4 Nis 2012

Meltem Işık'ın beden imgesi üzerine çalışmaları

Beden imgesi üzerine düşüncelerimi daha önce paylaşmıştım.

İlgi duyduğum ve önemsediğim bir konu olduğu için, Meltem Işık'ın Galeri Nev'deki ''Aynı Nehirde Bir Daha'' isimli sergisini aslında mutlaka görmek istiyordum, ama son günü 31 Mart olan sergiye bir türlü vakit ayırıp gidemedim. Neyse ki - çok severek takip ettiğim - Ekavart.tv sayesinde, sergiyi gezmiş kadar olabiliyoruz.

 

Sanatçının çıkış noktası, insanın (ayna, fotoğraf makinesi, kamera gibi araçlardan) yardım almadan kendinin sadece ufak bir ''parçasını'' görebilmesi ve tümüyle sadece başkaları tarafından algılanabilmesi imiş. Ben bu düşünceyi çok ilginç buldum ve ortaya çıkan sonucu da çok beğendim. Bu tür işlerde bazen fikir iyi, ama icra (execution) yetersiz olabiliyor - ancak Meltem Işık konseptini son derece zeki ve estetik şekilde hayata geçirmiş. 

Daha önce de söylediğim gibi, beden imgesi, insanın kendi vücudunu nasıl algıladığı ile ilgili. Bu algı iç etkenlerden çok (örneğin kendimizi sağlıklı hissetmemiz), dış etkenlerle, yani nasıl göründüğümüzü düşündüğümüz ile ilgili. ''Göründüğümüzü düşündüğümüz'' diyorum, çünkü aynada ve fotoğraflarda gördüğümüz ile ''gerçek'' imgemiz, örtüşmeyebiliyorlar.

Meltem Işık'ın işlerini görünce, aklıma gelen ilk çağrışım, bir yıl boyunca aynasız yaşamaya karar veren Kjerstin Gruys oldu. Bu önemli deneyi bir kaç gün önce bitiren Gruys'un ''maceralarını'' geriye dönük olsa da, blog'undan takip edebilirsiniz. Benzer bir projeye girişen Autumn Whitefield-Madrano da bir ay boyunca aynasız yaşayıp, düşüncelerini blog'undan paylaşmıştı.

Bir şeyler hakkında kafamı yormamı sağlayan kunst'u seviyorum. Meltem Işık'ı bundan sonra takip etmeye çalışacağım.

3 Nis 2012

Miu Miu'nun ''Moda Ayı'' çantaları

Miu Miu'nun geçtiğimiz ''Moda Ayı'' (fashion month) için hazırladığı, her birinden sadece bir adet üretilen eşsiz çantaları görmüş, duymuşsunuzdur. Haber eskimiş olsa da, New York haftası için hazırlanan çantaların gif'ini görünce dayanamadım, buradan paylaşmak istedim.

(Her biri kendince muhteşem olmayabilir, ama yan yana / üst üste / arka arkaya koyunca, bir güç var diyorsunuz. En azından ben diyorum.)


N'aptın no-go, gözümü kırdın diyenler için, daha rahat bir slide-show burada.

2 Nis 2012

The Boss / Love Parade

Bazen yeterince tutarlı olmadığımı düşünüyorum. İngilizce veya Türkçe olsa, aşağıdaki şarkıyı asla beğenmez, hatta dinlemeye bile tenezzül etmezdim.

Ama şarkı K-pop olunca, üç beş gerçek olamayacak kadar güzel çocuk son derece rüküş, eğlenceli ve muhteşem kıyafetlerle ''Love Parade''i ''laba paleyd'' olarak telaffuz edince, 90'lı yıllardan kalma danslarıyla ve anlamsızca oradan buraya zıplamalarıyla evimizi neşelendirince, böyle rezil bir pop şarkısını beğenebiliyor, büyük zevkle on kez arka arkaya dinleyebiliyorum.

Grubun asıl ismi ''Dae Guk Nam Ah'' (kısaltma: DGNA veya D-NA); bunun tercümesi ''The Boys of Super Space'' (kısaltması: ''The Boss''); Japonya'da da ''Daikoku Danji'' ismini kullanıyorlamış. ''Peki bu bilgi gerçek hayatta ne işime yarayacak?'' diye soranlara cevabım yok, çünkü yaramayacak. Bu yüzden sizi bu harikalık ile baş başa bırakarak kaçıyorum: K-pop forever!



1 Nis 2012

H&M ile lüküs hayat

''H&M hakkında konuşmazsa ölecek'' hastalığım sebebiyle, periyodik olarak H&M ile ilgili yazılar yazıyorum. Bugün de yine öyle büyük bir gün, H&M sen çok yaşa.

WWD'ye göre, H&M lüks pazara girme planlarıyla, yeni bir marka üzerine çalışmaktaymış. 

COS (ki pek severiz, sayarız) ile zaten buna benzer bir girişimde bulunmuşlardı, ama anladığım kadarıyla bu yeni proje / marka daha üst segmentlerde yer alacak ve başında Behnaz Aram olacakmış.

Tüm Moda Cumhuriyeti halkı için hayırlı, uğurlu olsun. We H&M.




Not: 1 Nisan şakası değildir!