31 Eki 2012

Christopher Shannon'un çicek çocukları

Geçen yazdan kalma (Londra SS13 Erkek Moda Haftası), Christopher Shannon'un çiçek çocukları. Ne güzeller, pek güzeller.







30 Eki 2012

Divided Grey kadın koleksiyonu



H&M, Divided Grey'in ilk kadın koleksiyonunu kutlamak üzere bir video hazırlamış. Böyle kıyafetler (androjin, keskin, havalı) için Alice Dellal'ı yüz olarak kullanmak elbette çok mantıklı; tanıtım videosunda giydiği kıyafetleri kendi günlük hayatında üzerinde görsek şaşırmayız - bu da anlamlı bir işbirliğinin işareti. Bu videonun arka planında The xx'in bir şarkısı iyi giderdi, ama hatasız kool olmaz, böyle de güzel.

Koleksiyon, 1 Kasım 2012 itibariyle İstinye Park H&M mağazasında! İyi alışverişler.




29 Eki 2012

Palas'ın doğum günü kutlu olsun!



Kutlamak adına, hepimize Proenza Schouler'in bu muhteşemliğini armağan ediyorum.

Yazılarımızı okuyan, bizi takip eden herkese teşekkürler.

Kaynak

27 Eki 2012

Tetris sound clash


Sarkilar :
  • Extended Famm "Line Drop" (2002)
  • Shady Nate, feat. T-Nutty and Mitchy Slick "Cuzblood (Remix)" (2011)
  • Gucci Mane, feat. 2 Chainz "Get It Back" (2012)

21 Eki 2012

18 Eki 2012

İstanbul'74 / Waris Ahluwalia Sergisi

İstanbul'74 ismini bugün ilk kez duymuş olmanın büyük utancını yaşıyorum. Websitesine göre ''ISTANBUL’74 İstanbul’un uluslararası kültür ağına çok önemli bir katkısı olan ve gün geçtikçe güçlenen global bir kültür merkezi olma yolunda olduğuna inanmaktadır. ISTANBUL’74 hem İstanbul’un kültürel ruhunu ve zenginliğini dünyaya açmayı hem de uluslararası kültür ve sanat platformunun en iyi örneklerini İstanbul’a taşıma konusunda öncü olma arzusu ve bilincindedir.''

Bugün itibariyle İstanbul'74'te ''House of Waris''in kurucusu, street style favorilerinden Waris Ahluwalia'nın mücevher tasarımları ve fotoğrafları sergilenecekmiş. Wes Anderson filmlerinde de görebildiğimiz Waris'in işlerini severim-sayarım, bu yüzden bu sergiyi kaçırmayacağım. Zaten İstanbul'da en çok sevdiğim semt Karaköy. Oraya gitmişken bir de Maya'ya ve sonrasında Şark Han'a (benim dilimde Kitsch Han) uğrayabilirsem, değmeyin keyfime.



17 Eki 2012

MMM with H&M

Şu ana kadar gördüklerim arasında, açık ara en çok beğendiğim Maison Martin Margiela with H&M parçası, aşağıdaki mont. Anneannemin elektrikli battaniyesini aklıma getirdi, ki çok severim. Fiyatı çok uçuk olmayacaksa, almayı düşünebilirim. Şimdilik ise beklemeye devam.


Edit: Fiyatı 349$ imiş. Bu durumda bu mont da ancak Hayali Alışveriş Listemde yer alabilecek. Diğer ürünlerin fiyatları için tıklayın.

16 Eki 2012

Style Feed: The World's Top Fashion Blogs

Ben küçükken sokakta yürürken bile kitap okuyan (gerizekalı) çocuklardandım. Aynı anda üç kitap okur, saatler boyunca ara vermeden kitaplara dalar, kütüphanede çalışır ve elimde kitap ile uyuyakalırdım. Peki sonra ne oldu? Internet şeytanı hayatımıza girdi. Attention span'lerimiz yarım saat iken, üç dakikaya indi. Ben kitap okumayı unuttum. Kitap kurdu gitti, blog bağımlısı no-go yerini aldı. Elbette halen kitap okuyorum, ama ''o eski halimden eser yok şimdi''.

Her neyse, diyeceğim o ki, önümüzdeki günlerde en önemli fashion blogger'lar hakkında bir kitap çıkıyormuş. William Oliver imzalı ''Style Feed: The World's Top Fashion Blogs'' isimli kitabın giriş yazısını da ailecek sevdiğimiz Susie Lau yazmış. Pre-order edip, etmemek arasında gidip geliyorum. Ama sanıyorum ki şimdilik oyumu kitaba karşı kullanacağım* ve kitabı okumak yerine, aşağıdaki tanıtım yazısının içinde link'lediğim blog'lara göz atacağım. Oh the irony!



''This survey of the online fashion scene is the first to profile the field's best-known bloggers and most exciting up-andcomers. Packed with vibrant photos and interviews, Style Feed includes Streetpeeper's uncompromising edginess; industry insider Disneyrollergirl's savvy analysis; the passionate flamboyance of Anna Dello Russo; prescient observations from Chicago teenager Tavi Gevinson, The Style Rookie; former model Hanneli Mustaparta's take on what's hot right now; The Business of Fashion's up-to-the-minute news; and chic elders on parade through the streets of Manhattan as documented on Advanced Style. Susie Bubble, founder of influential blog The Style Bubble, opens the book with her own quirky take on style blogging's history and importance within the fashion world at large and then selects the entries included. Perfect for fashion rule-breakers and closet-packing Prada fiends alike, Style Feed offers unprecedented access to a pioneering stream of talented trendspotters.''

*Konusuna her ne kadar ilgi duysam da, kitabı okuma isteği ile yanıp tutuşmamamın sebeplerinden biri de  kapağının başarısızlığı. Fazla dağınık, fazla basit, fazla düz.
 

15 Eki 2012

The xx / Chained

Dünyadaki herkes gibi, Babet Palas sakinleri olarak ghost ve ben de The xx'in fanboy'larıyız.

''Chained'' için çekilen video, Intel ve VICE işbirliği ile gerçekleştirilmiş. Biz sevdik, alıyoruz.



14 Eki 2012

Bimba & Lola Sonbahar 2012

bimba & lola 2005 yılında kurulmuş, ben ise bu markayı (işlerini ve stilini çok beğendiğim Zeynep Tosun sayesinde) henüz yeni keşfettim. 14 ülkede, İspanya ağırlıklı olmak üzere 150'den fazla mağazaları mevcut. Beni, tertemiz çizgileri ve muhteşem renkleri ile tavladılar. Genç, şehirli, rahat ortamlarda çalışan kadınlar için kıyafetler tasarlıyor ve üretiyorlar.

H&M - Zara - İpekyol - Mango dörtgeninin her ne kadar müptelası olsam da, insan bazen hep aynı şeyleri görmekten ve giymekten sıklıyor. Bu yüzden, fiyatları benim için fazla yüksek olmasaydı, iş gardırobumu bimba ve anna r-k'dan düzerdim. (Tekstil sektöründe çalıştığım için, ofis ortamımız oldukça rahat, kıyafet konusunda hiç bir kısıtlama yok.)

 KAMPANYA






LOOKBOOK










13 Eki 2012

IFW İlkbahar / Yaz 2013 Sokak Modası

Tembel blogger'ın teki olduğum için, bugün IFW kapsamında davet edildiğim Istanbul Moda Akademisi Mezuniyet törenine katılmak yerine, bütün gün uyudum. Bununla ilgili duyduğum suçluluk duygusunu, Vogue'un sayfasında gördüğüm IFW sokak modası fotoğraflarını paylaşarak gidermek istiyorum. Üşengeçlik hayat boyu!








12 Eki 2012

Ten rengi ve beyazlatıcı kremler

Daha önce de bahsettiğim üzere, tanıdığım her kız / kadın vücuduyla ilgili - şöyle veya böyle - sorunlu. Aslında sorunlu olan elbette vücutları değil, beden imgeleri. Ben, ''Şükredenler Kulübü'' üyesi olan gerizekalılardanım. Tabii ki burnumu ve kalın bileklerimi sevmiyorum, sürekli ''neden anneannem ve babaannem gibi tüysüz değilim?'' diye yakınıyorum, göğüslerimin fazla sarkmaması için dua ediyorum. Ama sonra böyle bir şey okuyorum, sokakta bacakları olmayan birini görüyorum, hastanede bir gün geçiriyorum ve binlerce kez şükrediyorum. ŞükürŞükürŞükür. Bunun oldukça basit/aptalca bir düşünme/düşünce şeması olduğunun farkındayım, ama insan bazı şeyleri pek değiştiremiyor - ben de yüzeysel oluşuma engel olamıyorum. Derine inmek benim için zor. 

Bunları anlatmamın sebebi, beni Tayland gezimizde derinden sarsan konulardan biri: beyazlatıcı kremler. Bu kremler hakkında daha önce de bir şeyler okumuştum, varlıklarının farkındaydım, ancak açıkçası üzerilerine fazla düşünmemiştim. Halbuki ne kadar korkunçlar? Güzellik endüstrisinin genel kritiğini yapmayacak kadar tembelim, zaten sizlere zararlarından bahsetmeme gerek yok. (Bu arada yanlış anlaşılmasın, ben de kurbanlardan biriyim, nemlendirici ve rimel sürmeden evden çıkmam.)

Tayland'da bu tür kremler her 7/11'de kolayca bulunuyorlar. Garnier gibi büyük markalarınkiler dâhil olmak üzere, bir çok farklı cilt ürününde ''beyazlatıcı'' etki mevcut. Sadece yüz için kullanılan kremlerde değil, vücut losyonlarında da beyazlatıcı opsiyonlar var. ''Whitening cream'ler'' (büyük markalar ''whitening'' yerine ''fairness'' terimini tercih ediyorlar, oh so pc!) elbette fiziksel olarak zararlılar. İçinde cıva ve diğer tehlikeli maddeler (örneğin hydroquinone) bulunduğu için, karaciğer sorunlarından cildin incelmesine kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açabiliyorlar.



Diğer yandan cildi beyazlatma isteğine psikolojik ve sosyo-kültürel açıdan bakmak gerekiyor. Bu konuya kısaca değindiğim ilk yazımda, ''İnsanın kendi ten rengiyle barışık olamaması kadar üzücü bir şey düşünemiyorum.'' demiştim. Batıdaki güzellik idealinin tüm dünyada böylesine ağır bir etkisi olması, bazı konularda (ayrımcılık, ırkçılık, müsamahasızlık) son yıllar ve hatta son asırda bir gıdım ilerleyemediğimizi gösteriyor. Güzellik standartlarının erkeklerden ziyade kadınlar için geçerli oldukları konusuna hiç girmiyorum bile.

VICE'ın muhteşem ''Fashion Week Internationale'' serisinin Jamaika bölümünde de ''bleaching''e yer veriliyor. Konu az da olsa ilginizi çekiyorsa, aşağıdaki videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Dünyanın bu tarafındaki kızlar bronzlaşmak adına solaryumlarda kavrulurken, orada ''kahverengi'' olmak için (ten renklerinin doğal tonunu siyah olarak tanımlıyorlar), büyük firmaların nispeten daha güvenli ürünlerinden ziyade, bir takım zararlı ve inanılmaz derecede tehlikeli teknikler ile ciltlerini açmaya çalışıyorlar. Saçları açmak için de kullanılan maddeyi içeren çeşitli karışımları tenlerine sürüp, üstüne streç film sarıp, bekliyorlar. Videodaki kız, işlemin rahatsız edici etkisinden bahsederken, ''cildin o kadar yanıyor ki, kendi vücudunda küresel ısınma yaşıyorsun''a benzer bir cümle kuruyor. Bu krem karışımları son derece zararlıyken, bazı kızlar işlemi hızlandırmak için, direkt çamaşır suyu kullanıyorlarmış. Ben bunu duyduğumda ağladım (ki beni tanıyanlar ne kadar odun, ne kadar merhametsiz olduğumu bilirler). Ama bunları görünce, oturup, dünyanın kızlar için aldığı şekli düşünüp, kahroldum. 

VICE muhabiri kremleri gayri meşru olarak satan bir kadına, beyaz tenin neden daha çekici olduğunu sorunca, kadıncağız ancak ''bu çok zor bir soru'' diyebiliyor. Kadını hiç kınamıyorum, zira hangimiz ''Neden allık sürüyorsun'' sorusunu cevaplayabiliriz? Olaya mümkün olduğunca nesnel olarak bakmaya çalıştığımda, teni beyazlatmanın, gözüne far sürmekten çok da büyük bir farkı olmadığını görüyorum. Elbette biri, diğerinden çok daha zararlı, ama hepsinin temeli aynı: şu veya bu ideale uymak için çabalıyor olmamız. Videodaki bir başka kadın ise, tenini beyazlatmanın ona çeşitli kapılar açtığından, böylece çok daha fazla erkeğin ilgisini çekebildiğinden bahsediyor. Bir of çeksem, karşıki dağlar yıkılır.



(Şu hayatta en çok sevdiğim dergi olan) Economist'te okuduğum üzere, ten beyazlatma - sürpriz! sürpriz! - Afrika ülkelerinde de çok yaygın. Nijerya'daki kadınların yüzde yetmiş yedisi bu tür ürünler kullanıyorlarmış. Bu, dünyadaki en yüksek oran. Jamaika'dan farklı olarak, burada kullanım için ''mantıklı'' bir sebep mevcut: dışarıda çalışan, ''fakir işleri'' ile uğraşan kişilerin ciltleri daha koyu olduğundan, o sınıfa ait olmadığını göstermek için en kolay yol, daha açık bir ten rengine sahip olmak.

Aynı şekilde, bu tip uygulamalar Hindistan'da da popüler. Ancak burada ekstra sinir bozucu olan, genital bölgeler için beyazlatıcı kremler satılıyor olması. Kukuyu boyamak, kızlık zarını diktirmek, ''özel bölgelerin'' ergen kızlarınki gibi tüysüz olması için ağda yaptırmak - ''normal'' nerede bitiyor, gariplik nerede başlıyor?

Ben oldukça beyaz tenli bir insanım. Benim gibi açık tenli babaannem deniz kenarında yaşıyor. Yaz tatilinde bir kaç gün denize gittikten sonra, ''yazık, çocuk geldiğinde pamuk gibiydi, kapkara oldu'' diye yakınırdı, ki çok yanan bir insan değilim. Demek ki beyaz = güzel algısı ''eskilerde'' de mevcut. Zaten ne beyazlatma yeni bir olay, ne de beyazlaşma isteği. Beni asıl korkutan, bunun Economist'e göre 2015 yılında 10 milyar dolarlık bir endüstri haline gelecek olması. Böyle şeyler okuyunca, her gün bin adım geriye gidiyoruz gibi geliyor.


11 Eki 2012

Sartorialist'i sevmek, saymak

Sartorialist'i pek sevmem. Bu yüzden aşağıdaki videoya b-a-y-ı-l-d-ı-m. Props to Nimrod!



''Do you think he gives money to homeless people, the Sartorialist? (...) Because he takes advantage of the street, he should give back money to the streets, basically.'' - Ahahaha


8 Eki 2012

Piknik Büfe Nişantaşı

ghost'un dediği gibi, döner kadar popüler ve her köşede bulunan bir ''ürün'' için ''İstanbul'un en iyisi'' diyebilmek oldukça zor. Ama ben yine de Nişantaşı'nda Amerikan Hastanesi'nin karşısındaki ''Piknik Büfe''nin dönerinin en azından civarındaki ''en iyi'' olduğuna inanıyorum.

Piknik'i yıllar önce eski Nişantaşı'lı S.'den öğrenip, yeni işime başlayınca, ofisime yakınlığı dolayısıyla tekrardan keşfetmiş oldum. Dönerin çok meraklısı olmasam da, en azından haftada bir Piknik Büfe'ye uğruyor, ve her seferinde son derece memnun kalıyorum. Eti, çok ince olmamakla birlikte, bana göre ideal kalınlıkta kesiyorlar. Et tamamen yağsız değil, ama yağı fazla da kaçırmıyorlar. Ayrıca et güzel kızarıyor, ama kurumuyor. Tüm diğer büfelerde olduğu gibi, döner sandviçe turşu, domates ve patates kızartması ekliyorlar. Tüm bu malzemeler de her zaman taze ve nefis. Dönerin yanında ayran içenlerdenseniz, açık ayranlarını tavsiye ederim.

Kaynak

Tostları da çok güzel. Ben genelde karışık tost yiyorum ve kullandıkları sucuk mükemmel kalitede olmasa dahi, kaşar durumu fazlasıyla kurtarıyor. Geçen hafta Amerikan Hastanesi'nin kafeteryasında yediğim karışık tostta, şimdiye kadar yediğim herhangi bir tosttaki en düzgün sucuk kullanılmıştı. Ama yine de Piknik'inki kadar güzel değildi. Piknik Büfe işte bu kadar muhteşem.

Bence başarılarının sırrı, başarılı olmaları. Bu saçma cümle ile şunu ifade etmeye çalışıyorum: çok fazla müşterileri olduğu için, döner sürekli ''dönüyor'' ve böylece taze kalıyor; ayrıca düzgün malzeme kullandıkları için de, müşterileri müdavim olup, geri geliyorlar. Ben de onlardan biriyim.

Temel bilgiler :
Güzelbahçe Sokak 18
Nişantaşı
Tel: 0 (212) 241 13 63

Ekim 2012 fiyatlari
:
Döner sandviç: 6,5 TL
Dr. Osman Tost: 6 TL
Karışık tost: 4,5 TL
Porsiyon döner: 13 TL
Limonata: 1,5 TL
Taze portakal suyu: 3.5 TL
Ayran: 1.5 TL

7 Eki 2012

Milla Jovovich for Marella

Milla ''eskiler'' arasında en çok beğendiğim mankenlerden biri. O kadar mükemmel bir suratı var ki, sanki insan değil de, bir yaratık.

Marella kampanyasını görünce, undercut'ımı özlediğimi fark ettim. Kurban tatili sonrası ilk iş kendimi Hair Mafia'ya atıp, saçımın bir kısmını kazıtacağım.






Kaynak

6 Eki 2012

Marni İlkbahar/Yaz 2013 Makyaj ve Saç

Marni İlkbahar/Yaz 2013 defilesindeki kızların saç ve makyajlarının ''temiz'' haline, netliğine bayıldım.


Böyle görünmek istiyorum.

5 Eki 2012

The xx / Angels (Four Tet Remix)

Benim için dünyanın en güzel şarkılardan biri olan ''My Angel Rocks Back and Forth''un yaratıcısı, ailecek sevdiğimiz Four Tet, yine ailecek hastası olduğumuz The xx'in ''Angels''ı için bir remix yapmış.

Soğuk içiniz.

3 Eki 2012

Alt-J / Breezeblocks

Alt-J'i ancak keşfedebildim, ve fakat geç olsun güç olmasın. (Cümlenin gramer açısınden ne kadar yanlış olduğunun farkındayım, ama ''ve fakat'' ifadesini o kadar çok seviyorum ki, hata yapmayı göze alıyorum.)
 
Şarkıları güzel-derin-taze, kendileri sempatik ve mütevazi, ayrıca videolarını çok özenerek hazırlıyorlar. Stil olarak değil, ama gösterilen ihtimam açısından videoları Ok Go! kliplerine benziyor. Dört kişilik grubun üç üyesi güzel sanatlar bölümlerinden mezun, bu da videolarda kendini gösteriyor. Kendinize yarım saat ayırıp, tüm videoları arka arkaya izlemenizi tavsiye ediyorum.
 
Palas konukları ile en yeni değil, en çok sevdiğim Alt-J şarkısını paylaşmayı uygun gördüm.
 
I love you so, I love you so.
 
 
 
 

2 Eki 2012

& Other Stories

Bir kaç aydır takip edebildiğimiz üzere, H&M bu aralar daha lüks yeni bir marka yaratmak ile meşgul. Markanın isminin ''& Other Stories'' olacağı henüz bir kaç gün önce duyuruldu. & Other Stories ilkbahar 2013 itibariyle hayatımıza girecek. Özelliği, bir yandan H&M'den daha kaliteli/seçkin ve yüksek fiyatta kıyafetler üretecek olmaları; diğer yandan ise, ürünlerin sadece kadınlara yönelik olacak olması (erkek / çocuk / dekorasyon koleksiyonları bulunmayacak).

Kaynak

Ben bu detayları okuyunca çok fazla heyecanlanmadım. Ama bakıp göreceğiz. Daha önümüzde kocaman bir kış var.

1 Eki 2012

Elmo ve moda

Elmo ve gülüşünü sevmeyen yoktur herhalde? Varsa da kalbini aldırarak ölsün bence.

Aşağıdaki videoda Elmo moda hakkında konuşuyor. Hastasıyım!