12 Eki 2012

Ten rengi ve beyazlatıcı kremler

Daha önce de bahsettiğim üzere, tanıdığım her kız / kadın vücuduyla ilgili - şöyle veya böyle - sorunlu. Aslında sorunlu olan elbette vücutları değil, beden imgeleri. Ben, ''Şükredenler Kulübü'' üyesi olan gerizekalılardanım. Tabii ki burnumu ve kalın bileklerimi sevmiyorum, sürekli ''neden anneannem ve babaannem gibi tüysüz değilim?'' diye yakınıyorum, göğüslerimin fazla sarkmaması için dua ediyorum. Ama sonra böyle bir şey okuyorum, sokakta bacakları olmayan birini görüyorum, hastanede bir gün geçiriyorum ve binlerce kez şükrediyorum. ŞükürŞükürŞükür. Bunun oldukça basit/aptalca bir düşünme/düşünce şeması olduğunun farkındayım, ama insan bazı şeyleri pek değiştiremiyor - ben de yüzeysel oluşuma engel olamıyorum. Derine inmek benim için zor. 

Bunları anlatmamın sebebi, beni Tayland gezimizde derinden sarsan konulardan biri: beyazlatıcı kremler. Bu kremler hakkında daha önce de bir şeyler okumuştum, varlıklarının farkındaydım, ancak açıkçası üzerilerine fazla düşünmemiştim. Halbuki ne kadar korkunçlar? Güzellik endüstrisinin genel kritiğini yapmayacak kadar tembelim, zaten sizlere zararlarından bahsetmeme gerek yok. (Bu arada yanlış anlaşılmasın, ben de kurbanlardan biriyim, nemlendirici ve rimel sürmeden evden çıkmam.)

Tayland'da bu tür kremler her 7/11'de kolayca bulunuyorlar. Garnier gibi büyük markalarınkiler dâhil olmak üzere, bir çok farklı cilt ürününde ''beyazlatıcı'' etki mevcut. Sadece yüz için kullanılan kremlerde değil, vücut losyonlarında da beyazlatıcı opsiyonlar var. ''Whitening cream'ler'' (büyük markalar ''whitening'' yerine ''fairness'' terimini tercih ediyorlar, oh so pc!) elbette fiziksel olarak zararlılar. İçinde cıva ve diğer tehlikeli maddeler (örneğin hydroquinone) bulunduğu için, karaciğer sorunlarından cildin incelmesine kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açabiliyorlar.



Diğer yandan cildi beyazlatma isteğine psikolojik ve sosyo-kültürel açıdan bakmak gerekiyor. Bu konuya kısaca değindiğim ilk yazımda, ''İnsanın kendi ten rengiyle barışık olamaması kadar üzücü bir şey düşünemiyorum.'' demiştim. Batıdaki güzellik idealinin tüm dünyada böylesine ağır bir etkisi olması, bazı konularda (ayrımcılık, ırkçılık, müsamahasızlık) son yıllar ve hatta son asırda bir gıdım ilerleyemediğimizi gösteriyor. Güzellik standartlarının erkeklerden ziyade kadınlar için geçerli oldukları konusuna hiç girmiyorum bile.

VICE'ın muhteşem ''Fashion Week Internationale'' serisinin Jamaika bölümünde de ''bleaching''e yer veriliyor. Konu az da olsa ilginizi çekiyorsa, aşağıdaki videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Dünyanın bu tarafındaki kızlar bronzlaşmak adına solaryumlarda kavrulurken, orada ''kahverengi'' olmak için (ten renklerinin doğal tonunu siyah olarak tanımlıyorlar), büyük firmaların nispeten daha güvenli ürünlerinden ziyade, bir takım zararlı ve inanılmaz derecede tehlikeli teknikler ile ciltlerini açmaya çalışıyorlar. Saçları açmak için de kullanılan maddeyi içeren çeşitli karışımları tenlerine sürüp, üstüne streç film sarıp, bekliyorlar. Videodaki kız, işlemin rahatsız edici etkisinden bahsederken, ''cildin o kadar yanıyor ki, kendi vücudunda küresel ısınma yaşıyorsun''a benzer bir cümle kuruyor. Bu krem karışımları son derece zararlıyken, bazı kızlar işlemi hızlandırmak için, direkt çamaşır suyu kullanıyorlarmış. Ben bunu duyduğumda ağladım (ki beni tanıyanlar ne kadar odun, ne kadar merhametsiz olduğumu bilirler). Ama bunları görünce, oturup, dünyanın kızlar için aldığı şekli düşünüp, kahroldum. 

VICE muhabiri kremleri gayri meşru olarak satan bir kadına, beyaz tenin neden daha çekici olduğunu sorunca, kadıncağız ancak ''bu çok zor bir soru'' diyebiliyor. Kadını hiç kınamıyorum, zira hangimiz ''Neden allık sürüyorsun'' sorusunu cevaplayabiliriz? Olaya mümkün olduğunca nesnel olarak bakmaya çalıştığımda, teni beyazlatmanın, gözüne far sürmekten çok da büyük bir farkı olmadığını görüyorum. Elbette biri, diğerinden çok daha zararlı, ama hepsinin temeli aynı: şu veya bu ideale uymak için çabalıyor olmamız. Videodaki bir başka kadın ise, tenini beyazlatmanın ona çeşitli kapılar açtığından, böylece çok daha fazla erkeğin ilgisini çekebildiğinden bahsediyor. Bir of çeksem, karşıki dağlar yıkılır.



(Şu hayatta en çok sevdiğim dergi olan) Economist'te okuduğum üzere, ten beyazlatma - sürpriz! sürpriz! - Afrika ülkelerinde de çok yaygın. Nijerya'daki kadınların yüzde yetmiş yedisi bu tür ürünler kullanıyorlarmış. Bu, dünyadaki en yüksek oran. Jamaika'dan farklı olarak, burada kullanım için ''mantıklı'' bir sebep mevcut: dışarıda çalışan, ''fakir işleri'' ile uğraşan kişilerin ciltleri daha koyu olduğundan, o sınıfa ait olmadığını göstermek için en kolay yol, daha açık bir ten rengine sahip olmak.

Aynı şekilde, bu tip uygulamalar Hindistan'da da popüler. Ancak burada ekstra sinir bozucu olan, genital bölgeler için beyazlatıcı kremler satılıyor olması. Kukuyu boyamak, kızlık zarını diktirmek, ''özel bölgelerin'' ergen kızlarınki gibi tüysüz olması için ağda yaptırmak - ''normal'' nerede bitiyor, gariplik nerede başlıyor?

Ben oldukça beyaz tenli bir insanım. Benim gibi açık tenli babaannem deniz kenarında yaşıyor. Yaz tatilinde bir kaç gün denize gittikten sonra, ''yazık, çocuk geldiğinde pamuk gibiydi, kapkara oldu'' diye yakınırdı, ki çok yanan bir insan değilim. Demek ki beyaz = güzel algısı ''eskilerde'' de mevcut. Zaten ne beyazlatma yeni bir olay, ne de beyazlaşma isteği. Beni asıl korkutan, bunun Economist'e göre 2015 yılında 10 milyar dolarlık bir endüstri haline gelecek olması. Böyle şeyler okuyunca, her gün bin adım geriye gidiyoruz gibi geliyor.


2 yorum:

  1. forever beyaz ten bebegim ya...iyidir beyaz ten, yanmanin alemi yok. babaannen hakliymis...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya elbette Çağla Şikel bronzluğu pek fena da, kızların vücutlarına çamaşır suyu sürerek beyazlaşmaya çalışmaları çok üzücü. Böyle şeyler okudukça, ağlayasım geliyor.

      Sil