27 Ara 2012

İstanbul'da iyi sıcak çikolata bulma sorunsalı

İstanbul'da iyi sıcak çikolata bulmak sadece sorun değil, ''sorunsal'', çünkü 1) eski sözlükçülerdenim, 2) herhangi bir çözüm yolu gözükmüyor.

Kaynak

Kahve içmeyenlerdenim. Yetişkin olup da kahve içmemenin epey sıra dışı olduğunun farkındayım, çünkü ne zaman bir kahve teklifini nazikçe reddetsem, aynı abartılı tepki ile karşılaşıyorum. Siz kahveyi çok seviyor olabilirsiniz, hayat kahvesiz anlamsız olabilir, kahve içmeden ayılamıyor ve çalışamıyor olabilirsiniz, fakat benim için aynı şey geçerli değil. Bunu anlamak ne kadar zor olabilir? 

Ben, sıcak çikolatacıyım. Favorim Katzung'daki romlu sıcak çikolata. Angelina'daki sıcak çikolata da Katzung ile yarışır. Şimdi böyle Avusturya'dan, Fransa'dan bahsedince çok snob bir hal aldığımın farkındayım. Bazen Vedat Milor esnaf lokantası sahiplerine ''Piyemonte bölgesinde de böyle peynir yapıyorlar, bır bır bır bır'' diye anlatmaya başlıyor, ve karşısındaki kişinin gözleri boşluğa bakmaya başlıyor ya? İşte kendimden şu anda o anlarda Milör'den utandığım kadar* utanıyorum. Ama ne yapayım, durum böyle. Türkiye'de iyi örnek veremeyince, mecbur yurt dışından bahsetmek zorunda kalıyorum. (Bu arada yanlış anlaşılmasın, Vedat Milor hayattaki favori TV insanlarımdandır, ailecek severiz.)

İstanbul'da içtiğim bir çok sıcak çikolata, beni hüsrana uğratıyor. Nişantaşı'naki Backhaus'u pek sevmem, iş yerime yakın olduğu için bir kaç kez gitmişliğim vardır, fakat Alman ekolü mensubu bir insan olmama rağmen bir türlü oraya ısınamıyorum. Her neyse, burada bir sıcak çikolata içme gafletinde bulundum ve hayatımda içtiğim en kötü ''şey''lerden biriydi. Şey diyorum, çünkü kesinlikle çikolata veya kakao ile ilgisi yoktu. Yanlız değildim ve bana bu içeceği ısmarlayan kişiye ayıp olmaması için üç, beş yudum içtim, fakat tadı o kadar kötüydü ki, sonrasında tiksinmekten karnım ağrıdı.

Hemen başka bir başarısızlık örneğine geçelim: geçenlerde (komşu olduğumuzu ancak anladığım ve delicesine sevindiğim) minik arkadaşım D. ile mahallemizdeki Douwe Egberts ziyaretimiz sırasında sipariş verdiğim sıcak çikolatadan sadece iki yudum alıp bırakınca, garson ''Neden içmediniz, beğenmediniz mi?'' diye sordu. Ben de, ''Maalesef hiç beğenmedim, yapay bir tadı vardı'' demek zorunda kaldım. Bir yandan üzüldüm, ama ne yapayım, gerçekten kötü kakao kullandıkları bariz ortadaydı. Sonuç olarak yine bana hüsran, bana yine hasret var.

Bir diğer üzüntü ve muz kabuğu durumunu Kahve Dünyasında yaşadım. Buranın sıcak çikolatası Backhaus ve Douwe Egberts'tekiler kadar başarısız olmasa da, epey kötüydü. Ama en azından sadece iki yudum alıp, bırakmak zorunda kalmadım, sonuna kadar içilecek kadar vasattı. Yine de bir daha Kahve Dünyasında sıcak çikolata içmem.

Utanarak itiraf etmeliyim ki, şimdiye dek İstanbul'da içtiğim en güzel sıcak çikolata, Starbucks'ınki. Yazımın başında belirttiğim üzere, kahve içmiyorum, bu yüzden kahve zincirlerinin benim için hiç cazibeleri yok. Fakat bir gün mecbur kalıp, Starbucks'tan bir şey içmek zorunda olunca (nasıl mı oluyor bu iş? Bir arkadaşımın babası zorla oradan bir şey ısmarlamak isteyince, adamcağızı kırmamak için içmiştim), sıcak çikolata siparişi verdim. O günden beri, en azından haftada bir işe giderken yolumun üzerindeki Starbucks'tan sıcak çikolata alıyorum. Elbette Katzung'daki ile yarışamaz, fakat belli ki düzgün kakao kullanıyorlar, ayrıca ekledikleri krema da gayet güzel; ben sevdim ve parasına acıya, acıya da olsa devamlı olarak alıyorum.

Şu anda, sıcak çikolatanın en iyi arkadaşı noel kurabiyelerinin tam vakti. Avrupa'da yaşamayı pek özlemiyorum, İstanbul candır, fakat kışın Avusturya'ya dönüp, bir ay boyunca kar / buz pateni / noel pazarı / fondü / orman yürüyüşleri gibi ihtiyaçlarımı gideresim gelmiyor değil. Şu anda düzgün bir Zimtstern yiyebilmek için epey büyük paralar ödemeye hazırım örneğin, böyle de büyük sorunlarım var şu hayatta.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder