25 Ara 2012

Kantin Revisited

Kantin eski aşklarımdan olduğu için, kendisini Mart ayındaki yazımda sadece iki yıldız ile değerlendirmiş olmanın verdiği suçluluk duygusu ile, ona bir şans daha vermeye karar verdim.

İş yerime yakınlığı dolayısıyla, Aralık ayının başlarında Kantin'e uğrayıp, epeydir yemediğim çıtırlarından birini sipariş verdim. Ve ne oldu? Boom! - süper memnun kaldım, zevkten dört köşe oldum. 

Bilmeyenler için kısaca açıklayayım: çıtır, üzerinde çeşitli malzemeler bulunan pizzavari bir hamur işidir; fakat hamuru pizza'dan çok daha ince olduğu için, hem dokusu çok daha kıtır, hem de pizza kadar ağır değil. Yediğim peynirli çıtırda kullanılan her şey - domates / mantar / peynir / fesleğen - taptaze, mis gibiydi. Kantin'e tekrar gelmenin ne kadar doğru bir karar olduğunu düşünüp, kendimi kutladım.

Halbuki her zaman derim: ısıtılmış ilişkiler / aşklardan hayır çıkmaz. Nitekim Kantin için de öyle oldu. Çıtırlı öğle yemeğimden aldığım güven ile, geçenlerde yabancı bir misafirimi Kantin'de ağırlamaya karar verdim. Misafirim yediği fırında kabağı son derece beğendiyse de, benim önüme gelen tavuk şnitzel o kadar kuru ve tatsızdı ki, beni gerçekten üzdü. Şnitzeli galeta unu ile değil de, yulafa sararak kızartmış olmalarını takdir etsem de, maalesef bu değişiklik şnitzeli kurtarmaya yetmedi. Ayrıca misafirim de henüz fazla samimi olmadığımız için beni kırmamak adına yemeğini sevdiğini söylemiş olabilir diye düşünüyorum. Belki de gerçekten beğenmiştir, ama damak tadı bizimkinden oldukça farklı bir kültürün mensubu olması dolayısıyla, açıkcası fikrini - bu yazı için - çok önemsemiyorum.

Bu durumda, Kantin'i üzülerek tekrar iki yıldızlık bir müessese olarark değerlendirmek zorundayım. Yine de çıtırları ayrı tutuyorum: Kantin'e sadece çıtır yemek için uğrayabilirim; ne de olsa komşuyuz, ve ben her zaman insanın kendi mahallesindeki ''esnaf''ları desteklemesinden yanayım.

(Not: Adres bilgileri ve fiyatlar için eski yazımın sonuna göz atabilirsiniz.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder