2 Ara 2013

city.ballet.

AOL, kendisinden beklenmeyecek kadar şahane bir işe girişmiş ve Sarah Jessica Parker ile birlikte New York City Ballet hakkında bir mini belgesel serisi çekmiş: city.ballet.

İzlemeye başlamadan önce minimum iki saat ayırabileceğinizden emin olun. Bölümler kısa olsalar da, hepsini arka arkaya izlemek isteyebilirsiniz (en azından bana öyle oldu). Benim kafam bu saatte artık çalışmadığından, içerik ile ilgili değerlendirmeyi New York Times'a bırakıyorum.

Madem ''this is not a fashion blog'', öyleyse burada kostümler ile ilgili olan bölümü paylaşayım. Bu video asıl 12 bölümlük serinin parçası değlil, ekstralar arasında yer alıyor. Zaten çoktan izlemediyseniz, yeni takıntınıza hoşgeldiniz, ve buyrun:


16 Kas 2013

PRADA Racing (Castello Cavalcanti)

Wes Anderson, PRADA için bir kısa film çekmiş. Ve fakat, film PRADA ve/veya kıyafetleri ile ilgili değil, hatta PRADA ismini sadece kısa bir anlığına görüyoruz. Miuccia Prada ve Wes Anderson'un dehaları birleşince, elbette görsel olarak müthiş güzel bir iş çıkmış ortaya, ki zaten başka türlüsünü de beklemezdik. Canım spaghetti çekti.


15 Kas 2013

Sarah Eisenlohr / Comfort kolaj serisi

Beni ve sanat zevkimi (sanat zevki? ÇOK elit bir hayat yaşıyorum belli ki) az biraz tanıyan herkes (=ghost), Sarah Eisenlohr'un işlerini beğeneceğimi kolayca tahmin edebilir. İyi yapılmış, güzel kolajlar görünce, hipnotize olmuşa dönüyorum. Zaten kış geliyor, resimlerin havası da mevsime uygun.


14 Kas 2013

Sampha / Too Much

Young Turks Records'u sadece ismi itibariyle değil, hayatımıza xx ve SBTRKT gibi grupları soktuğu için çok severiz. En yeni Young Turks keşfim ise Sampha. ''Too Much''ı ilk dinleyişimde, baştaki piyanoyu sıkıcı bulup, neredeyse kapatıyordum, ki vokaller başladı ve ben şarkıyı loop'a aldım. Sen de yap, güzel oluyor.


13 Kas 2013

Kedi maniküründen Batman çıkması

Bu yazıyı okuyup, oradaki kedi manikürüne aşık olduktan sonra, onu basitleştirerek (yaşasın tembellik!) batman manikürü olarak uyarlayabileceğimi düşündüm. (Batman candır, süper-kahramanlar arasındaki favorimdir.)

Sonuç aşağıda. Pek temiz olmadı, fakat en aşağıdaki fotoğrafta görebileceğiniz üzere, Pharrell yine de onaylıyor ojemi. Süper olay!

(İşlemi de çok kısaca tarif etmek gerekirse: önce bir kat renksiz base coat sürdüm; sonrasında ince fırçalı siyah oje ile tırnaklarımın ortasına bir yarım ay çizdim; bu daireyi normal fırçalı mat siyah oje ile doldurdum (üç kat); son adımda ise ince fırçalı oje ile kulakları çizdim. Bu kadar basit, bu kadar güzel.)



12 Kas 2013

Rei Kawakubo'nun yaratıcılık üzerine manifestosu

Rei Kawakubo, kendini cool kid'lerden sayan herkesin favori tasarımcılarından biri. Bir nevi ''Anti Michael Kors''. Onun tasarımlarını hem finansal, hem de ''kullanacak yeri olmamak'' durumlarından dolayı hiç bir zaman giyemeyecek olsam da, hayata, kadına/kadınlığa ve modaya bakış açısı sebebiyle, onu kendime yakın buluyor ve önünde saygıyla eğiliyorum.

Geçtiğimiz ay yazdığı manifestoyu okuyunca ise, onu daha da çok sevdim. Buyrun, siz de sevin.

+++

Going around museums and galleries, seeing films, talking to people, seeing new shops, looking at silly magazines, taking an interest in the activities of people in the street, looking at art, travelling: all these things are not useful, all these things do not help me, do not give me any direct stimulation to help my search for something new. And neither does fashion history. The reason for that is that all these things above already exist.

I only can wait for the chance for something completely new to be born within myself.
The way I go about looking for this from within is to start with a provisional ‘theme.’ I make an abstract image in my head. I think paradoxically (oppositely) about patterns I have used before. I put parts of patterns where they don’t usually go. I break the idea of ‘clothes.’ I think about using for everything what one would normally use for one thing. Give myself limitations. I pursue a situation where I am not free. I think about a world of only the tiniest narrowest possibilities. I close myself. I think that everything about the way of making clothes hitherto is no good. This is the rule I always give myself: that nothing new can come from a situation that involves being free or that doesn’t involve suffering.

In order to make this SS14 collection, I wanted to change the usual route within my head. I tried to look at everything I look at in a different way. I thought a way to do this was to start out with the intention of not even trying to make clothes. I tried to think and feel and see as if I wasn’t making clothes.

— Rei Kawakubo, October 2013

+++

11 Kas 2013

Hayali Alişveriş Listesi #16: Jeffrey Campbell Clawd Loafer

Bugünün ''Hayali Alışveriş Listesi'' ürününü, biraz zorlasam, alabilir-d-im. Ve fakat, Mayıs ayında ''Fernweh'' diye ağladıktan sonra Avusturya - Gümüşhane - İtalya - (Rock'n Coke) - Mersin - Bursa - tekrar Avusturya - Konya - Ankara gibi bir rota çizmemizin ardından (görmemişin tatili olmuş), Palas'ın finansal durumu pek de pembe görünmüyor. Buna dün aldığım Nixon'u ve önümüzdeki hafta yapacağım Paris seyahatini ekleyince, banka hesabımı cümleyi bitiremeyecek kadar çok üzmüş oluyorum.

Her neyse, görgüsüz gibi para hakkında konuştuktan sonra, sadede geleyim: Jeffrey Campbell gerçek olamayacak kadar güzel zımbalı babaanne ayakkabısı tasarlamış. Onlara sahip olamamanın verdiği acıyı tarif etmek zor. Ben odama çekilip ağlarken, siz siparişlerinizi verin. Beddua etmem, üzülme, kafama sıkar giderim.


10 Kas 2013

FKA twigs / Water Me

Bir kaç gündür FKA twigs hakkında ne düşündüğüme ''karar vermeye'' çalışıyorum. Halen somut bir fikrim yok, fakat şu çok net: sevsen de, sevmesen de, dikkate almak zorunda kalmanı sağlayacak kadar ilginç biri. Bu, müziği, sesi, videoları ve genel görsel imajı için geçerli.



PS: BDSM alt kültüründeki ''Finansal Dominasyon'' ile ilgili bir VICE yazısını okurken, bir yandan kafamda sürekli Water Me çınladı. Ben şarkıyı yanlış anlamış olabilirim, fakat sadece teğetsel olsa da, ikisinin bağlantılı olduğunu düşünüyorum. (Hatalıysam ara.)

29 Eki 2013

Palas'in dogum gunu kutlu olsun

Cumhuriyet Bayramimizi ve blogun ikinci yasini kutlamak icin, Palas'ta en cok sevdigimiz iki sey arasinda bulunan yemek/tatli ve Japon kulturunu birlestiren bu muhtesem video/reklami paylasmak istedik. Puri purriii!



2 Eki 2013

Tam anlamıyla kedi makyajı

Ben ancak 25 yaşında makyaj yapmaya başladım. Lise yıllarında gece çıkarken göz altına sürdüğüm ve yirmi dakika içinde darma duman olan kalın göz kalemini ve ojeleri saymazsak, durum bu. Ki halen fondöten kullanmışlığım yok, yaşasın renkli nemlendiriciler! 

Her neyse, bunları şunun için anlatıyorum: geçenlerde ilk kez likit eyeliner aldım, çünkü kedi makyajı yapmaya heveslendim. Denedim, ve bu konuda inanılmaz derecede başarısız olduğumu anladım. Ve fakat vazgeçmeyip, çalışmaya devam edeceğim!

Çünkü hedefim, bir gün aşağıdaki makyajı yapabilmek. The literal cat eye. Bu eserin yaratıcısı Tal Peleg'in diğer muhteşem işlerini, buradan takip edebilirsiniz.

Kaynak
 

30 Eyl 2013

Giant Rubber Duck

Bir insan aynı zamanda dev ve tatlıcık olabilir mi? Büyük olasılıkla olamaz. Ama olağanüstü kocaman bir plastik ördek olabilir, olmuş da. (Florentijn Hofman'ın kafası belli ki isminin güzelliği kadar iyi çalışıyor. Saçmaladım; sorry, not sorry!)



PS: Daha siyası ve derin olsa da, alakalı gibi geldi: http://www.5harfliler.com/bebek-evlerinin-buyuklugu/

29 Eyl 2013

BoF 500 / Moda sektöründeki en önemli 500 isim

Lisede moda yazarı olma hayalleri kurarken, üniversitede, modanın ''business'' tarafında yer almak ve satınalma alanında kariyer yapmak istediğimi anlamıştım. Satınalmacı olmadım, ama tekstil sektöründe, işin yönetim tarafına ayak atmayı başardım.

Bu yüzden, ''Business of Fashion''ın (BoF), favori website'lerimden biri olması pek şaşırtıcı değil. Modanın sadece editoryal (editoryel?) ve sanatsal kısmı ile değil de, ticari yönleriyle ilgilenen herkesin takip ettiği bir kaynak olduğunu düşünüyorum.


BoF geçen günlerde ''BoF 500'' isimli bir liste yayınladı. Bu liste, moda alanındaki en önemli kişileri kapsıyor. Büyük bir kısmı (Anna Wintour, Amancio Ortega Gaona, Domenico Dolce & Stefano Gabbana, Tom Ford, Jenna Lyons, Caroline Issa gibi) olağan şüphelilerden oluşsa da, BoF 500'de yer alan bir çok ismi de ilk kez duyuyor olmak hoşuma gitti. 

28 Eyl 2013

Chalayan SS14 (İlkbahar Yaz 2014) Koleksiyonu

Hüseyin Çağlayan tertemiz, hafifcik bir SS14 koleksiyonu sunmuş. Koleksiyonun ismi ''Breeze Corridor''. Bunun anlamını irdelemek yerine, sınırsız bütçem olsa gardırobuma sokacağım işleri buraya yapıştırayım. Kafayı çalıştırmamak ne kadar güzel? Pek çok.


19 Eyl 2013

Rodarte SS14 İlkbahar/Yaz Faciası

SS14 moda haftalarını ancak kıyıdan köşeden takip ediyorum, ve şimdiye kadar style.com'da incelediğim beş on koleksiyon arasında hiç biri beni öldürmedi. ''Öldürmedi'' derken, Rachel Zoe'nun ''I die'' cümlesini kast ediyorum.

Mesela normalde kafadan beğeneceğimi varsaydığım Marc Jacobs, Alberta Ferretti, Jean-Pierre Braganza, Erdem ve Suno, bu sezon bende pek etki bırakmadılar. Tabi bunun şu dünya üzerinde herhangi bir insan için bir gıdımcık bile önemi var mı? Elbette yok.


18 Eyl 2013

17 Eyl 2013

King Krule / Easy Easy

Elbette King Krule'u seviyorum. 19 yaşında, kızıl kafalı, yaşından hiç beklenmeyecek kadar geniş bir yelpazede müzik yapabilen, müthiş yetenekli bir Britanyalıyı sevmemek mümkün mü? Bunlar yetmiyormuş gibi bir de aklı başında. What's not to love?


16 Eyl 2013

Nerede kalmıştık?

Maçka Forum'unda bir kişinin aylar önce söylediği sözler hâlâ beynimde çınlıyor: ''Cebimizdeki kredi kartlarından fazlasıyız.'' 

Yanlış anlaşılmasın, ben tüm kalbimle (ve beynimle) kapitalizme inanan bir insanım. Zengin olunca türlü türlü Proenza Schouler ve Chanel elbiseleri satın almayı planlıyorum. Ayrıca Babet Palas'ta bundan sonra da modadan, yemeden içmeden, yüzeyselliklerden, Tetris'ten, ojeden ve GIF'lerden bahsetmeye devam edeceğim.

Fakat Gezi sayesinde ilkelerimi ve hayata bakış açımı tazelemiş oldum. İstanbul'a taşındığımdan beri, kendimi iş hayatım üzerinden tanımlamaya başladığımı fark ettim. Çalışmaya başladım diye elbette değerlerimi kaybetmedim, ama son zamanlarda onlardan epey uzaklaşmışım. Çünkü Goyard hayallerim kimseye zarar vermese de, hayatıma hiç bir olumlu katkıda da bulunmuyorlar.


Evet, bankadaki hesabım, işim ya da kredi kartı limitim değilim. Ben demokrasiye, kadın-erkek eşitliğine, herkesin cinsel kimliğini dilediği şekilde yaşayabilmesine, engelsiz yaşama, ifade özgürlüğüne, bireyselliğe ve insan hayatına saygı göstermeye inanıyorum. Gezi deneyimi tüm bunları bana hatırlattığı için çok değerli/ydi. 

İnsanları parktan attıkları gün Taksim'e gitmeye hazırlandığımızda, polislerin sokağımızı basması ile benim için çok garip bir dönem başladı. Mahallemi ve sokağımı savunurken, onları ne kadar sahiplendiğimi fark edip, mutlu oldum. Diğer yandan kuşların gölgesini gaz bombası olarak algılayacak kadar paranoyak hale geldim (nasıl delirdim?). Shepard Fairey ve Matt Groening'in desteklerine delicesine sevinirken, ölenlerin sayısı arttıkça üzüntü ve sinirden kendimden geçtim. Bir gün ''Gezi'de olmak muhtesem, ama sonrasinda sac ve tenimize sinen kofte kokusundan kurtulmak bir kabus (dunyaninenyuzeyseladami)'' gibi gerizekalı tweet'ler yazarken, diğer gün erkek arkadaşımın gaz bombası yedikten sonra (bir saat boyunca) görmeyen gözünden kendimi sorumlu tutup, kahroldum. Polise, ''Beni koru, beni, beni. İnşaatı koruma.'' diye yalvaran kızın videosunu izlediğimde ağladım, ''tencere tava'' yaparken tüm komşularım ile birlikte coştum. Kısaca özetlemek gerekirse: it was the best of times, it was the worst of times. 

Yaz nasıl geçti anlayamadım. Bu yaza Gezi ile başladık, yazı Gezi ile bitiriyoruz. Nerede kalmıştık?

4 Haz 2013

Benim Gezi Parkı Direnişi Hikayem (#occupygezi / #direngeziparkı)

Solcu aile çocuğu, abisi Mamak'ta yatmış, Erdal Eren'in ablasının ev arkadaşı olan bir anne; siyasi görüşü sebebiyle bir takım olaylara dahil olduğundan Hacettepe'yi terk etmek zorunda kalmış, darbe vakti başına gelenleri halen tümüyle anlatmayan, milliyetçi bir babanın kızıyım. Durum böyle olunca, evde iç savaş çıkmaması adına, kardeşim ile ben apolitik olarak büyütüldük.

Fakat anne-babamız bizi (onların çektikleri acıları çekmeyelim diye) her ne kadar siyasetten uzak tutmak istemiş olsalar da, bir yandan da öğretmen olmalarıyla, her şeyi bilmemizi sağladılar. Bilinçli olunca da, kayıtsız kalmak, fikirsiz olmak, tarafsız durmak mümkün olmuyor.

İnsanın siyası duruşu olması, illa ki belirli bir partiye üye olmayı gerektirmiyor. Devletten ne tür beklentilerin olduğu, oy verdiğin partiden daha önemli olabilir. Benim devletimden beklentim, bireysel hayatıma karışmaması, bireyselliğime saygı duyması.

Görüyoruz ki, şu anki hükümet sadece yandaşlarına saygı duyuyor (ki o da saygı sayılmaz, ama konuyu bu noktada uzatmak istemiyorum). ''Benden olmayanı görmem'' diyor. En can sıkan nokta ise, ''BEN YAPTIM, OLDU'' tavırları.

Uzun süre yurt dışında yaşadım. Orada da elbette herkesin siyasi bir duruşu var, fakat politika ve politikacılar Türkiye'deki kadar hayatınızın içine girmiyorlar. ''Ne alakası var? Politika hayatın ta içinde olan bir şeydir'' diyeceksiniz. Elbette öyle; ama işte her ülkedeki siyasetçiler de ''halkının'' yatak odasına girmiyor. Sana ne benim kürtajımdan? Sana ne alkol içiyorsam? Mizah dergilerini mahkemeye vermekten daha iyi işin gücün yok mu? Neden her şeyi kaş göz arası özelleştiriyorsun? Niçin (Ata)Türk kültürü yerine, devamlı olarak Osmanlı mirası peşindesin? Neden bana çocukmuşum gibi davranıyorsun? Peki ya medya neden devamlı senin baskın altında? Niçin şiddet ile saygı kazanmaya çalışıyorsun?

Bu soruları kendimize sorarken, Taksim Dayanışması grubu bize ilaç gibi gelen bir eylem ortamı sunmuş bulundu. Keşke protestolarını barışçıl şekilde devam ettirebilselerdi. Ama edemediler, ve bizi de ayağa kaldırmış oldular.

Ben kendimi son günlerde, çok uzun süredir ilk kez gerçekten güçlü hissettim. Sesimi duyurabileceğimi keşfettim. Yıllardır adam gibi kullanmadığım Facebook hesabımı tekrar dirilttim, hiç tanımadığım insanlar ile şarkılar söyledim, üstlerinden helikopterler geçerken umursamadan halay çekmeye devam insanlar ile gurur duydum, ''bu kadar kişi varmışız, yalnız değilmişiz'' diye düşündüm ve sonsuz mutlu oldum. Elimden geldiğince her saniyemi Beşiktaş / Gümüşsuyu / Taksim Meydanı / Gezi Parkı / Elmadağı / Harbiye'de geçirdim. Ben tarihi bir olaya tanıklık etmekten, sadece izlemeyip, tam da ortasında yer almaktan müthiş gurur duyuyorum.

Bugün, Gezi Park'ında yalnız dolaşırken, yanımdan geçen bir kadın bana çiçek uzattı, ve uzaklaştı. Love will overbound. Birbirimize biraz sevgi, biraz saygı göstermeyi öğrensek, Türkiye çok daha yaşanılası, güzel bir ülke haline gelecek. Bana inan, sen de yap, güzel oluyor.


12 May 2013

Hayali Alişveriş Listesi #15: Alice McCall tavus kuşu desenli elbise

Uzun süredir kendimde adam akıllı blog post'u yazacak gücü bulamıyorum (örneğin MET balosunun ''punk'' temasının fiyaskosu hakkında). Bu enerji düşüklüğünü her baharda, mevsim geçişlerinde yaşıyorum. Yorgunluk, işlerin yoğunlaşması ve katılmam gereken / katılmak istediğim bir çok ''etkinlik'' ile birleşince, blog için pek vakit ve gayret gösterme isteği kalmıyor. Her neyse, bu da gelir, bu da geçer (ağlama).

Ama sanki Alice McCall'ın kuş desenli şu muhteşem elbisesine sahip olsam, tüm yorgunluğum kuş ile uçup gidecek ve uzayan günlerin hakkını verebilecekmişim gibi geliyor. Gökten 500 Euro yağarsa, ilk iş olarak gidip bu elbiseyi alacağım.




11 May 2013

Beyaz yaz


Her yaz olduğu gibi, bu yaz da beyaz ''çok moda'' (''x çok moda'' kalıbını kullandığım için, kendimden tiksindim). Ben halen beyaz jean ile ilgili ne düşünmem gerektiğine karar veremiyorum, fakat tepeden tırnağa beyaz giyinmek bence epey güzel. Bu yüzden Fashion Gone Rogue'un ''Pale Days'' isimli editorial'ına bayıldım. Yaz gelsin!

10 May 2013

Christopher Arran

Christopher Arran'ın işleri çok derin sayılmaz, fakat görsel ve popüler-kültürel açıdan çok başarılılar. Who Killed Bambi?





9 May 2013

#belovedshirts


Şu hayatta adam olamadım, bari nerd olayım dedim - ama bunu da başaramadım. Neyse ki bu, kendime Game Boy kazağı alamayacağım anlamına gelmiyor.

#belovedshirts içinizde yaşayan geek için her türlü fantastik print'li kazak üretiyor. Süper olay!

7 May 2013

Dağınık havalı topuz

Bu video'yu sevgili anotherstar'a ithaf ediyorum; o da benim gibi kuaförlerin fön çekememesinden, doğal görünümlü toplamalar, topuzlar yapamamalarından şikayetçi. Kool ''topuz'' modeli arayanlar için gelsin!


6 May 2013

Zımbalı degrade manikür

Bir manikür içinde hem degrade (ombre) oje, hem de zımba (studs) kullanılması, bangır bangır ''fashion victim'' diye bağırsa da, sonuç muhteşem olmuş. Böyle moda kurbanlığına can feda!

Kaynak

(PS: Bu manikürün ilhamı, şuradaki mor çoraptan geliyormuş. Süper olay!)

5 May 2013

Renkli taşlı küpe aşkı

Geçen günlerde katıldığım etkinlikler (101 Lezzet, Fashion Film Day Istanbul, Louis Vuitton Türkiye İletişim Müdürü Aytül Fıratoğlu'nun IMA'da yaptığı konuşması ve ikinci ROOK ziyaretim) ile ilgili yazılar yazmak istiyorum, fakat hiç halim yok.

Bunun yerine, bir yandan yeni favori TV şovum ''Two Greedy Italians''ı izleyip, diğer yandan NET-A-PORTER'de alamayacağım küpelere bakıyorum. 


1 May 2013

Fernweh #2 / Rio De Janeiro (ve 1 Mayıs'ın Fernweh duygularını tetiklemesi)


Fernweh, daha önce bahsettiğim üzere, uzaklara gitme isteği ile yanıp tutuşmayı anlatan, Almanca bir kelime. Bu aralar bana/beni pek fena Fernweh bastı, zira İstanbul her ne kadar ''Wahlheimat''ım* olsa da, son zamanlarda sinirlerimi bozmuyor değil. Çok dolu, çok yapmacık, çok sesli, çok stresli.

Türkiye'de yaşıyor olmak bazen çok zor. Örnek: 1 Mayıs'ta insanların Taksim'de yürüyüş yapmalarına izin verilmemesi. Zaten genel olarak insan emeğine karşı saygı yok. Herkes kolay yollarla köşeyi dönme peşinde. Birilerinin amca oğlu olmak, iyi okullar bitirip, çok çalışkan olmaktan, uğraşmaktan daha değerli. Of, sıcaklar da şimdiden başladı, yazın İstanbul'da 50 dereceyi görecekmişiz.

Her neyse, burada yaşamak kendi seçimim olduğuna göre, aslında fazla mızmızlanmaya hakkım yok. Ama bu yaz - uzun süredir ilk kez - ''büyük'' bir tatil planım olmadığı için, Fernweh beni mahvediyor. Bir sonraki ''uzak'' tatilim, bir buçuk sene sonra, Brezilya ve Arjantine gözüküyor, ki bu da aslında henüz netleşmiş değil.

Hayatta en çok görmek istediğim şehirlerin listesinin en yukarılarında São Paulo yer alıyor. Daha önceki bir yazımda memleketim yok demiştim ya? Sanki o şehir, evlerimden biri olabilecekmiş gibi geliyor. Ben Brezilya'ya kavuşana kadar, kendimi Mario Testino'nun ''Mario De Janeiro Testino'' isimli kitabındaki fotoğraflara bakarak avutmaya çalışıyorum. (Taschen kitaplarına yatırılan her kuruş, helaldir.)

30 Nis 2013

Prada, Anna ve Marc

Hayatımda gördüğüm en eğlenceli, en güzel ''pişti''lerden biri (pişti derken, ''Merabaaa Televole!''): Anna Wintour ve Marc Jacobs, The Great Gatsby galasına aynı Prada kürk paltoyu giymişler. Süper olay!



29 Nis 2013

Daft Punk feat. Pharrell / Get Lucky #2

Hepimizin favori yeni şarkısı ''Get Lucky''nin daha tümünü adam gibi dinlememişken, sağda solda varyasyonları, remiksleri, cover'ları çıktı. Ama bunu normal karşılamak lazım, ne de olsa her gün Pharrell ve Daft Punk gibi efsaneler birlikte şarkılar yapmıyorlar.

Daughter'in Get Lucky cover'ini çok beğendim. 



Biricik Pharrell'ciğimizi canlı izlemek isteyenlere:



Ve şarkının tümü (görüntüsüz):



28 Nis 2013

İrem Tok / Rüzgarın Tersi


Benim gibi yabancı diyarların çocuğu olan arkadaşım H.'nin bir cümlesi, hayatımdaki önemli mottolardan biri haline geldi: ''Ben İstanbul'da hiç bir şeye yetişemiyorum.''

27 Nis 2013

Shepard Fairey / OBEY Giant


ghost, Shepard Fairey'nin büyük hayranı olduğu için, geçenlerde kendisine bir OBEY Giant baskısı aldık. Fairey'nin işlerini bilmeyen kalmamıştır, ve kalmasın da zaten: hep doğru (siyasi ve toplumsal) mesajlar kullanarak, kendi estetik anlayışından ödün vermeden, cool eserler yapıyor. 

26 Nis 2013

The Shark Bite Manicure

Yaratıcılık karşısında hissedilen şaşkınlık, insanı öldürebilir mi? Ve ben bu cümleyi bir sanat eseri için kullanmayıp, manikür adına kurduğuma göre, dünyanın en yüzeysel adamı mıyım? 

Evet, ve evet.

Kaynak

25 Nis 2013

The Bling Ring - ikinci fragman

The Bling Ring'in ikinci fragmanı yayınlanmaya başladı ve ben artık filmi izlemek için epeyce sabırsızlanıyorum. Çünkü sanırım bu film sayesinde, Sofia Coppola en çok sevdiğim yönetmenler listesinde tekrar bir numaraya oturacak.

(Fragmanın arka plan müziğinin 212 olması, beni şaşırtmadı ve şaşırtmadığı kadar sevindirdi.)


24 Nis 2013

The xx / Together (The Great Gatsby Soundtrack)

The xx sevgim(iz) bambaşka. Son yıllardaki açık ara en kool grup oldukları kesin.

Yüzyıllar sonra artık sonunda gösterime girecek olan ''The Great Gatsby'' filmi için yazdıkları şarkı (''Together'') aşağıda. Filmi merak etmiyordum, fakat soundtrack'te The xx'in bulunduğunu öğrenince, izlemeye karar verdim. İşte müzik bu kadar önemli.

 
 

23 Nis 2013

Çocuklar, kitaplar ve kunst - yaşasın 23 Nisan!


En çok sevdiğim bayram, açık ara ile 23 Nisan. Bu güzel bayramı kutlamak adına, Yvette Yang'ın hazırladığı alfabe temalı moda kolajlarını paylaşmak istedim, zira 23 Nisan sadece Çocuk Bayramı değil, aynı zamanda Dünya Kitap Günü de bugün kutlanıyor.

Ben alfabeyi nasıl öğrendiğimi çok net anımsıyorum. Annemin bana okumayı öğretmesini de hatırlıyorum. İlk okuduğum kitap halen aklımda. Okumak, beş - altı yaşımdan beri hayatımın vazgeçilmez bir parçası ve en çok zevk aldığım şeylerden biri.

22 Nis 2013

Zeplin desenli elbise

Son günlerde gördüğüm en muhteşem muhteşemlik, 1930'lardan kalma, zeplin - bulut - gökdelen desenli elbise. Olsa da giysek.

Kaynak

21 Nis 2013

Impossible Dream / Laila Shawa

Dün, son anda, Pera Müzesi'ndeki Nickolas Muray ve Ürdün Ulusal Güzel Sanatlar Galerisi ile işbirliği içinde hazırlanan ''Çöl ve Deniz Arasında'' sergilerine yetiştim (bugün iki serginin de son günü idi).

Pera Müzesine gerçekten hayranım. Bana göre, İstanbul Modern'e kıyasla çok daha ilginç sergilere yer veriyorlar. Örneğin son olarak Yannick ve Ben Jakober'in kendi işlerini, koleksiyoner olarak topladıkları resimleri ile bir arada sergilemelerinden çok etkilenmiştim. Bu sefer de bir yandan batı kültürünü temsil eden moda ve celebrity fotoğrafçısı Nickolas Muray'ın işlerini, diğer yandan da Orta Doğu sanatından bir seçkiyi yan yana getirerek, ilginç bir bakış açısı yaratmışlar.


Nickolas Muray hakkında fazla konuşmaya mahal yok (zira, this is not a fashion blog). Sadece şunu söylemek isitiyorum: ben en çok Liz Taylor'un portresine hayran kalarak sergiden ayrıldım. 

20 Nis 2013

Kiraz kızı Karlie Kloss

CHERRY BOMBE isimli yeni bir dergi çıkmış. Yemek kültürünü konu eden, moda dergisi görünümlü bir çalışmaymış, moda insanlarının bir çoğu yemek ile ilgili de saplantılıymış, bu yüzden bu dergi kendini çok doğru konumlandırmış mış mış. E, biz bunu zaten yıllardır biliyoruz?

Her neyse, zaten ben ne CHERRY BOMBE'un konsepti ile ilgileniyorum, ne de Kickstarter'ına destek vereceğim; beni ilgilendiren, Karlie. Allahım, bir insan nasıl bu kadar sevimli olabilir? Karlie Kloss'u evlatlık edinmek istiyorum.




19 Nis 2013

Çizgi roman / anime efektli oje

Cutepolish'in büyük hayranıyım. Bir insan oje konusunda nasıl bu denli yaratıcı olabilir? Hazırladığı manikürler arasında son zamanlarda en çok etkilendiğim, çizgi roman / anime etkisi yaratan ojeleri oldu.

Lütfen izleyiniz, benim gibi fanboy olunuz.


17 Nis 2013

Berr-in 2013 yaz koleksiyonu


Berr-in isimli markayı daha önce duymamıştım; bir basın bülteni vasıtası ile varlığından haberdar oldum. Uzun yıllar boyunca büyük tekstil firmalarında tasarımcı olarak çalışan Berrin Eser'in 30 yıllık tecrübesinin verdiği cesaret ile, kendi markasını yaratmaya karar vermesiyle doğmuş Berr-in.

Berr-in'in koleksiyonlarında yer alan tüm kıyafetlere aşık olmadığımı belirteyim. Fakat aralarında gayet şık ve giyilebilir bulduğum parçalar var. Ben mümkün olduğunca ülkemizdeki tasarımcıları destekleme taraftarıyım, bu açıdan son koleksiyondan beğendiğim parçaları buradan paylaşmak istedim. Ayrıca Berrin Eser'in 2010 yılında İTO Yılın Kadın Girişimcisi Ödülünü almış olmasını da çok etkileyici buldum, zira 45 yaşından sonra girişimci olmaya karar veren bir annenin kızı olarak, bu işlerin ne kadar zor olduğunun bilinci ile büyüdüm.

Kullanılan materyalleri bilemediğim için, kalitesi için konuşamayacağım, ama fiyatlar 150 TL - 300 TL arasında; ki bu ''high street'' olmayan, ''tasarımcı'' işine giren kıyafetler için gayet makul.

 2013 Yaz Koleksiyonundan beğendiklerim aşağıda.

16 Nis 2013

Daft Punk feat. Pharrell / Get Lucky

Sanırım yeni Daft Punk albümünü dinledikten sonra, içim rahat ölebilirim. Ne de olsa ''music is my boyfriend'' ve şu hayattaki favori müzik insanlarım arasında yer alan Daft Punk ve Pharrell beraber müzik yapıyorlar. Şarkının tümünü dinlemek için c a n  a t ı y o r u m! Şimdilik ise tadımlık olarak bir dakikasını sunmuşlar, soğuk içiniz. (Pharrell yetmiyormuş gibi, Julian Casablancas, Chilly Gonzales ve ghost'un daha önce bildirdiği ve aşağıda görebileceğiniz üzere Nile Rodgers de albümde yer alıyorlar, mmmis!)

(İyi ki de müzik var. İyi ki de Daft Punk dinleyince kendimi otomatik olarak 13 yaşında hissediyorum. İyi ki de iyi ki de iyi ki de.)



BONUS



15 Nis 2013

Lacoste 80'inci yaşını kutluyor

Kaynak

Stil sahibi bir insan değilim. Bunu şu açıdan söylüyorum: 27 yaşına geldim ve halen stilimi tanımlayacak kelimeler bulamıyorum.

Belki de kıyafetlerim hakkındaki en güzel tanımı üniversitedeyken arkadaşım R. yapmıştı: ''Bir gün prensessin, bir gün dağınık.'' Neden? Çünkü okula pembe tütü içinde de gittiğim oluyordu, baseball şapkası ve kot şort ile de.

14 Nis 2013

Günün Babeti #8: Şeffaf panelli babetler

Bu seferki ''günün babeti'' tek bir babetten ziyade, transparan panelli babet konseptini ele alıyor. 

Transparan ayakkabı merakım, yıllar önce reklamlarda/internetlerde gördüğüm, fakat gerçek hayatta bir türlü bulup, alamadığım transparan Converse'ler ile başladı. O Converse'leri ele geçiremeyince, Superga'nın transparan yan panelli altın modelini alarak, kendimi bir süre tatmin etmeye çalıştım. Ve şükürler olsun ki bu aralar transparan ayakkabı furyası tekrar gündemde.

Babetler için farklı transparan versiyonlar mecvut. Favorilerim tamamiyle şeffaf olanlar, fakat transparan panelliler de epey güzel; artık sağda solda hangisine denk gelirsem, alacağım.

Kaynak

8 Nis 2013

Fernweh #1 / Seoul (Semipermanent)

''Almanca kaba bir dil değildir'' ekolünün temsilcilerindenim. Mesela bir epochaltypisch olsun, bir Habseligkeiten olsun, bir Blumentopferde olsun - bunların hepsi (benim gözlerim ve kulaklarımda) muhteşem güzel kelimelerdir.

Bir diğer favorim ise ''Fernweh''. Mot à mot tercüme etmek gerekirse, ''uzaklık/uzak acısı'' diyebiliriz. Fakat asıl anlamı, ''uzaklara gitmezse/seyahate çıkmazsa ölecek hastalığı''dır. Bu kelimenin güzelliği karşısında ne yapacağımı şaşırıyorum. Bir kelimeye, onu delicesine sevdiğinizi nasıl anlatırsınız?

Fernweh, sadece denotasyonu ve ''Klangfarbe''si ile değil, benim için ifade ettikleriyle de bana göre çok özel bir tabir. Memleketim yok, veya tam tersine, her gittiğim yere kök salmasını becerebiliyorum. İşte bu yüzden de ''uzak'' beni sürekli olarak çağırıyor. Bu yaz uzağa gitmeyecek olmanın bilinci, şimdiden içimi sıkmaya başladı. Acaba Ramazan bayramında New York'a uçmak çok mu pahalıdır? Peki Mardin Temmuz ayında fazla mı sıcaktır? Yoksa bizim kızların yanına, Seoul'a mı gitsek? Kurban bayramı bu sefer bir bütün haftaya denk geliyor, üç gün de yıllık izinden eklesek, olur mu bu iş?

(Semipermanent serisine dikkat, ''Fernweh'' duygularınızı tetikleme olasılığı hayli yüksek!)

Episode 4: "State of the Art" from Semipermanent on Vimeo.

6 Nis 2013

City's Mahalle Rigatoni vs. Pizzeria 14 Nişantaşı

Kaynak

İş yerimin Nişantaşı'nda olması elbette güzel (ne de olsa Nişantaşı'nı pek severiz), fakat öğle yemekleri bazen sorun olabiliyor. Çünkü aslında Nişantaşı'nda düşünüldüğü kadar restoran alternatifi yok; mevcut olan lokantaların 98%'i de pahalı*.

Bu yüzden, her ne kadar İzzet Çapa ve mekanlarından (pek) haz etmesem de, City's Nişantaşı'nın en üst katındaki ''Mahalle''nin açılmasını olumlu karşılamıştım. Öğle yemeği opsiyonlarımıza bir çırpıda en azından 5-10 restoran eklenmiş olması benim açımdan güzeldi.

İlk ziyaretimde, mekanlar arasında zaten tanıdıklarımdan (örneğin Sosa, Balıkev, Wagamama, Günaydın ve Mano Burger) ziyade, yeni bir şey denemek istedim ve Rigatoni'yi seçtim. Rigatoni, beni lilu Nişantaşı ve Hardal ile hayal kırıklığına uğratan Margroup'un beğendiğim ilk restoranı (buranın Margroup'a ait olduğunu, orada yemek yedikten sonra öğrenmiş bulundum).

5 Nis 2013

The Look: Dita Von Teese röportajı

Dita Von Teese rahatça en çok beğendiğim 50 kadın listesinde yer alıyor. Kendini sunuş biçimi, inşa ettiği imaj, ''haylayf'' içinde halen mütevazi bir duruşa sahip olması - hepsi beni son derece cezbediyor. Benim gibi düşünenlerdenseniz, aşağıdaki röportajını izlemenizi tavsiye ederim.


3 Nis 2013

VICE: David LaChapelle

VICE'ın, hayatta en çok sevdiğim fotoğrafçılardan biri olan David LaChapelle ile yaptığı röportaj hakkında söyleyecek fazla şeyim yok. İkisi de candır, ne diyeyim?


2 Nis 2013

Madeleine Vionnet: İpek tülden şaheser

Çok uykum var, hiç halim yok, bu yüzden sadece özetle: gerçek olamayacak kadar güzel bir Vionnet elbisesi.

Madeleine Vionnet, Dress, made from silk tulle, panne velvet and horsehair with a silver lamé underdress and Lesage embroidery, 1938

Kaynak

1 Nis 2013

God Help The Girl / God Help The Girl

Dünyadaki en harika isimli grubun/projenin, dünyadaki en güzel şarkılarından biri: God Help The Girl.



''Preacher said a prayer for me:
God help the girl, she needs all the help she can get''

(Belle & Sebastian sevgimiz uçsuz, bucaksızdır; uzaya uzanır, sonsuzdur.)

31 Mar 2013

Simone Rocha Sonbahar Kış 2013 Koleksiyonu

Simone Rocha'nın Sonbahar/Kış 2013 koleksiyonuna aşık oldum. Kıyafetler bir yandan fantastik ve farklılar, ama diğer yandan gayet de ''giyilebilirler''; hem erkeksi bir havaları var, hem epey feminenler; hantal silüetli olmalarına rağmen, çok zarifler.


30 Mar 2013

What Ali Wore

Berlin'li İstanbul beyefendisi Ali'yi duymayan kaldıysa, hemen anında Zoe Spawton'un blog'u ''What Ali Wore''a göz atmalı. Street Style'dan o kadar sıkıldık ki, Ali'nin fotoğrafları taze bir nefes olarak online hayatlarımıza girdi.

Ali Bey ile tanışmak için, hikayesini öğrenmek için can atıyorum. Ne yazık ki bize bu aralar Berlin yolları görünmüyor.


29 Mar 2013

Sonbahar / Kış 2013 Renk Trendleri


Fashionista'nın kalbimde özel bir yeri var - bence en iyi moda haberleri sayfalarından birisi. Bunu zaten her gün kanıtlıyorlar, ama son zamanlarda sayfada en çok beğendiğim haberlerden birini burada paylaşmadan edemedim.

Fashionista ekibi, Sonbahar/Kış 2013 koleksiyonlarındaki renk trendlerini değerlendirebilmek adına, her bir moda haftasındaki tüm kıyafetlerin fotoğraflarını bir araya getirerek, birer ''renk haritası'' çıkarmışlar. Böyle kelimeler ile anlatınca pek anlaşılmıyor, fakat yukarıdaki GIF'e ve aşağıdaki resimlere bakınca, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

28 Mar 2013

32. İstanbul Film Festivali

Her ne kadar İstanbul'daki film festivalleri arasındaki favorim !f olsa da, bu seneki İKSV İstanbul Film Festivali programını da epey başarılı buldum. İzlemek istediğim o kadar çok film vardı ki, seçmek inanılmaz zor oldu. 


27 Mar 2013

Yeah Yeah Yeahs / Sacrilege

Daft Punk'tan sonra, Palas'ın bir diğer favorisi Yeah Yeah Yeahs de yakında yeni albüm çıkaracakmış. Yeah Yeah Yeahs'i severiz, çünkü Karen O dünya üzerindeki en cool kadınlardan biridir (örneğin yıllar önce mat siyah ojeyi ilk kez onun tırnaklarında görmüştük).

Ben Sacrilege'i çok beğendim, keşfettiğim andan itibaren loop'a aldım. Bu arada Pitchfork sayesinde ''Maps''in 10 yıl önce çıktığını öğrenmiş oldum - 1 0 y ı l ! Ne ara 2003'ten 2013'e atladığımızı inanın anlamadım. Yaşlanıyoruz, yavaş yavaş hızlı hızlı.



Edit: Klibi de çıkmış, Lily Cole oynuyor.


26 Mar 2013

Kedi desenli manikür

Kedilerin internetin kralı olduğunu hepimiz biliyoruz. Öyleyse onları oje ile kutlayalım, ne de olsa oje dünyadaki en güzel şey.

Kaynak

25 Mar 2013

We Are Matik'ten Gülümseme Robotu (Smile-Bot)

Pazartesi sendromu ile savaşmak için ideal, gülümseme-makinası.


Smile-bot'un yaratıcıları ''We are Matik''in websitesinden:

''Curious yet approachable by design, a willing participant inserts his or her face into one of four belly-portals where they encounter a glimpse into the home planet of the Smile-Bot. The Smile-People live in a very rigid, geometric world so the contours of a smile are very unique and cherished and are therefore collected through images and a Smile-Counter. As each participant inserts their face and smiles, one by one each Smile-Bot face changes colors from their default sad blue to another “happier” color as well as triggering a sonic “singing-like” harmonization. If four participants smile at the same time, the Ultra-Smile Mode is achieved which triggers lights, sound effects and the appearance of a rainbow within the home planet inside the bot.''

Çevirmeye çok üşendim, ama tek bir cümle ile özetleyeyim: smile-bot'u ''kullanan'' dört kişi aynı anda gülümsediklerinde, oluşturdukları enerji ile ışık ve ses efektleri tetikliyor ve bir gökkuşağı yaratıyorlar. O kadar güzel bir fikir ki, patlayacağım.

24 Mar 2013

IMA Open Day: KOTON Yönetim Kurulu Başkanı Gülden Yılmaz

IMA'nın düzenlediği çeşitli etkinlikler kapsamında Perşembe günü Ş. ile birlikte KOTON'un Yönetim Kurulu Başkanı Gülden Yılmaz'ın söyleşisine katıldık. IMA çok genç bir okul olmasına rağmen, bence doğru yolda ilerliyor, ama bu başka bir yazının konusu.


Ben söyleşiden önce KOTON'un kuruluş hikayesinden haberdar değildim. Özetlemek gerekirse, eğitmen olan Gülden Yılmaz ve subay olan eşi Yılmaz Yılmaz bir gün mağaza açmaya karar verip, ihracat fazlalarını toplayıp, satmaya başlamışlar. Bundan 25 sene sonra ise, KOTON 3600 çalışan ve 300'den fazla mağaza ile 24 ülkede kendi ürünlerini satıyor.

23 Mar 2013

Daft Punk'ın yeni albümü Random Access Memories


Daft Punk şu hayatta en çok sevdiğim üç, beş gruptan biri. Bu yüzden yeni albüm çıkaracaklarını öğrenince o kadar mutlu oldum ki, sanki pamuk şeker yemişim gibi. Halbuki ne geçecek elime? Ama öyle değil işte, öyle değil. Müzik çok önemli: ben hayatımla ilgili bir şeyler hatırlamaya çalıştığımda / hatırladığımda, ''o zamanlar x'i dinliyorduk'' diye geçiririm aklımdan. Çünkü biz müzik-severlerin hayatlarının arka planında hep belli albümler, şarkılar çalar.

Ben 12 yaşında ''iyi müziğe'' girişimi Moloko, Busta Rhymes ve Daft Punk ile yapmıştım, bu yüzden Daft Punk'ın kalbimdeki yeri her zaman ayrıdır.

Mayıs ayında çıkacak albümün ismi ''Random Access Memories''. Vatana millete hayırlı uğurlu olsun.