8 Mar 2013

Kadınlar gününüz kutlu olmasın

Bayramları çok severim, ama günleri sevmem. Ne doğum günü, ne sevgililer günü, ne anneler/babalar günü benim için çok fazla şey ifade etmiyor. Kutluyorsam da, sevdiklerimi kırmamak içindir.

Bu tür günler arasında en üzücüsü ''Kadınlar Günü''. Çünkü kadınlar gününü kutluyor olmamız, bana kadınların 2013 yılında halen insan olarak kabul edilmediklerini gösteriyor. Öyle olmasaydı, ya bu güne ihtiyaç duymazdık, veya tam tersine bir de ''Erkekler Günü'' mevcut olurdu diye düşünüyorum. Hatta bu güne dair özel bir yazı bile yazmayacaktım, ama Bay Genel Müdürümüzün günümüzü kutlamak için aldığı tatlıyı yerken, konunun ağırlığı üzerine düşünmeye başladım ve akşam eve gelince aklımdakileri kelimelere dökmek istedim.

Kadınların insan olarak kabul edilmediği bir dünyada yaşadığımı çoğu zaman unutuyorum. Çünkü kendime ait o kadar güzel bir yaşam alanı yaratmışım ki, korunaklı kabarcığım içinde dışarıdan ayrı bir tür (species) olarak varsayıldığımıza kolayca göz yumabiliyorum. Erkek arkadaşım tanıdığım nadir erkek feministlerden. Kendimi bildim bileli okuyacağım, sonrasında iş bulup, kariyer yapacağım, kendi ayaklarım üstünde duracağım belliydi, annem ve babam bu yolumda her zaman en büyük destekçilerim oldu. Kadın-erkek eşitliğine inanmayan insanları arkadaş olarak hayatımın içine almıyorum. Şirketimizin CEO'su devamlı olarak şirketimizde kesinlikle hiç bir şekilde cinsiyet, ırk, din ayrımı yapılamadığını ve yapılamayacağını vurguluyor ve bu politikayı sadece lafta bırakmayıp, aktif olarak uyguluyor - mümkün olduğu her yerde pozitif ayrımcılığa başvurarak, işe alımlarda kadınları tercih ediyor, ve son zamanlarda ''erkek işi'' olarak etiketlenmiş bazı pozisyonlar için de kadın çalışan alma çabası içerisinde.

Bunları şunun için anlattım: kendi gerçekliğini istekleri doğrultusunda inşa etmiş bir insan olarak i n a n ı l m a z derecede şanslıyım. Ve bunun farkındayım. Daha önce de söylediğim gibi, şükredenlerdenim. Çünkü o kadar güzel bir balon içinde yaşıyorum ki, başka kadınların başına gelenlere, erkeklerin bakış açılarına, devletin vücutlarımıza karışmasına şaşırabiliyorum. Bazı şeyler benim için henüz nasırlaşmamış, halen inceden inceye çok acı veriyor, kağıt kesiği gibi.

 
Kadın Dediğin /Belgesel , Woman That We Call / Documentary from Sevda Doğan on Vimeo.


Yukarıdaki belgesele 5harfliler sayesinde denk geldim (5harflilerdeki ''Kadınlar Günü'' yazıları mükemmel, okumanızı tavsiye ederim). Filmi - kısa olmasına rağmen - tek bir oturuşta izleyip bitiremedim, en azından beş-altı kez ara verdim. Bazen sinirden, bazen üzüntüden, bazen şaşkınlıktan videoyu durdurdum. İlk başta söylenenlerden alıntı yaparak yorumda bulunmayı düşündüm, ama fikirlerin saçmalığı/densizliği/aptallığı/saflığı karşısında, hangi birine cevap yetiştireceğime karar veremeyip, bu fikirden vazgeçtim. Görüntüleri izlerken kendimi o kadar savunmasız hissettim ki, tek istediğim şey gidip o kişilerin kafalarını duvarlara vura, vura kanatmak oldu. Son cümlemle ''feministler erkek düşmanıdır'' stereotipini beslediğim için mutluyum; bir kadınlar günü böyle sona erer. Öyleyse kadınlar gününüz kutlu olmasın.


*20'inci yüzyılın başlarında ilk kez ''Kadınlar Günü'' kutlandığında, günün anlamı ve değeri bugünkünden o kadar farklıymış ki, o zamanlar kutlamak mantıklıymış. 2013'te ise bu günü kutluyor olmak epey hüsranlı.

Edit: Yazımda transseksüellere değinmediğimi fark edip üzüldüm. Onların ''kadın''dan sayılmamaları üzerine yazılacak o kadar çok şey var ki, bir of çeksem karşı dağlar yıkılır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder