8 Nis 2013

Fernweh #1 / Seoul (Semipermanent)

''Almanca kaba bir dil değildir'' ekolünün temsilcilerindenim. Mesela bir epochaltypisch olsun, bir Habseligkeiten olsun, bir Blumentopferde olsun - bunların hepsi (benim gözlerim ve kulaklarımda) muhteşem güzel kelimelerdir.

Bir diğer favorim ise ''Fernweh''. Mot à mot tercüme etmek gerekirse, ''uzaklık/uzak acısı'' diyebiliriz. Fakat asıl anlamı, ''uzaklara gitmezse/seyahate çıkmazsa ölecek hastalığı''dır. Bu kelimenin güzelliği karşısında ne yapacağımı şaşırıyorum. Bir kelimeye, onu delicesine sevdiğinizi nasıl anlatırsınız?

Fernweh, sadece denotasyonu ve ''Klangfarbe''si ile değil, benim için ifade ettikleriyle de bana göre çok özel bir tabir. Memleketim yok, veya tam tersine, her gittiğim yere kök salmasını becerebiliyorum. İşte bu yüzden de ''uzak'' beni sürekli olarak çağırıyor. Bu yaz uzağa gitmeyecek olmanın bilinci, şimdiden içimi sıkmaya başladı. Acaba Ramazan bayramında New York'a uçmak çok mu pahalıdır? Peki Mardin Temmuz ayında fazla mı sıcaktır? Yoksa bizim kızların yanına, Seoul'a mı gitsek? Kurban bayramı bu sefer bir bütün haftaya denk geliyor, üç gün de yıllık izinden eklesek, olur mu bu iş?

(Semipermanent serisine dikkat, ''Fernweh'' duygularınızı tetikleme olasılığı hayli yüksek!)

Episode 4: "State of the Art" from Semipermanent on Vimeo.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder