4 Haz 2013

Benim Gezi Parkı Direnişi Hikayem (#occupygezi / #direngeziparkı)

Solcu aile çocuğu, abisi Mamak'ta yatmış, Erdal Eren'in ablasının ev arkadaşı olan bir anne; siyasi görüşü sebebiyle bir takım olaylara dahil olduğundan Hacettepe'yi terk etmek zorunda kalmış, darbe vakti başına gelenleri halen tümüyle anlatmayan, milliyetçi bir babanın kızıyım. Durum böyle olunca, evde iç savaş çıkmaması adına, kardeşim ile ben apolitik olarak büyütüldük.

Fakat anne-babamız bizi (onların çektikleri acıları çekmeyelim diye) her ne kadar siyasetten uzak tutmak istemiş olsalar da, bir yandan da öğretmen olmalarıyla, her şeyi bilmemizi sağladılar. Bilinçli olunca da, kayıtsız kalmak, fikirsiz olmak, tarafsız durmak mümkün olmuyor.

İnsanın siyası duruşu olması, illa ki belirli bir partiye üye olmayı gerektirmiyor. Devletten ne tür beklentilerin olduğu, oy verdiğin partiden daha önemli olabilir. Benim devletimden beklentim, bireysel hayatıma karışmaması, bireyselliğime saygı duyması.

Görüyoruz ki, şu anki hükümet sadece yandaşlarına saygı duyuyor (ki o da saygı sayılmaz, ama konuyu bu noktada uzatmak istemiyorum). ''Benden olmayanı görmem'' diyor. En can sıkan nokta ise, ''BEN YAPTIM, OLDU'' tavırları.

Uzun süre yurt dışında yaşadım. Orada da elbette herkesin siyasi bir duruşu var, fakat politika ve politikacılar Türkiye'deki kadar hayatınızın içine girmiyorlar. ''Ne alakası var? Politika hayatın ta içinde olan bir şeydir'' diyeceksiniz. Elbette öyle; ama işte her ülkedeki siyasetçiler de ''halkının'' yatak odasına girmiyor. Sana ne benim kürtajımdan? Sana ne alkol içiyorsam? Mizah dergilerini mahkemeye vermekten daha iyi işin gücün yok mu? Neden her şeyi kaş göz arası özelleştiriyorsun? Niçin (Ata)Türk kültürü yerine, devamlı olarak Osmanlı mirası peşindesin? Neden bana çocukmuşum gibi davranıyorsun? Peki ya medya neden devamlı senin baskın altında? Niçin şiddet ile saygı kazanmaya çalışıyorsun?

Bu soruları kendimize sorarken, Taksim Dayanışması grubu bize ilaç gibi gelen bir eylem ortamı sunmuş bulundu. Keşke protestolarını barışçıl şekilde devam ettirebilselerdi. Ama edemediler, ve bizi de ayağa kaldırmış oldular.

Ben kendimi son günlerde, çok uzun süredir ilk kez gerçekten güçlü hissettim. Sesimi duyurabileceğimi keşfettim. Yıllardır adam gibi kullanmadığım Facebook hesabımı tekrar dirilttim, hiç tanımadığım insanlar ile şarkılar söyledim, üstlerinden helikopterler geçerken umursamadan halay çekmeye devam insanlar ile gurur duydum, ''bu kadar kişi varmışız, yalnız değilmişiz'' diye düşündüm ve sonsuz mutlu oldum. Elimden geldiğince her saniyemi Beşiktaş / Gümüşsuyu / Taksim Meydanı / Gezi Parkı / Elmadağı / Harbiye'de geçirdim. Ben tarihi bir olaya tanıklık etmekten, sadece izlemeyip, tam da ortasında yer almaktan müthiş gurur duyuyorum.

Bugün, Gezi Park'ında yalnız dolaşırken, yanımdan geçen bir kadın bana çiçek uzattı, ve uzaklaştı. Love will overbound. Birbirimize biraz sevgi, biraz saygı göstermeyi öğrensek, Türkiye çok daha yaşanılası, güzel bir ülke haline gelecek. Bana inan, sen de yap, güzel oluyor.