30 Eyl 2013

Giant Rubber Duck

Bir insan aynı zamanda dev ve tatlıcık olabilir mi? Büyük olasılıkla olamaz. Ama olağanüstü kocaman bir plastik ördek olabilir, olmuş da. (Florentijn Hofman'ın kafası belli ki isminin güzelliği kadar iyi çalışıyor. Saçmaladım; sorry, not sorry!)



PS: Daha siyası ve derin olsa da, alakalı gibi geldi: http://www.5harfliler.com/bebek-evlerinin-buyuklugu/

29 Eyl 2013

BoF 500 / Moda sektöründeki en önemli 500 isim

Lisede moda yazarı olma hayalleri kurarken, üniversitede, modanın ''business'' tarafında yer almak ve satınalma alanında kariyer yapmak istediğimi anlamıştım. Satınalmacı olmadım, ama tekstil sektöründe, işin yönetim tarafına ayak atmayı başardım.

Bu yüzden, ''Business of Fashion''ın (BoF), favori website'lerimden biri olması pek şaşırtıcı değil. Modanın sadece editoryal (editoryel?) ve sanatsal kısmı ile değil de, ticari yönleriyle ilgilenen herkesin takip ettiği bir kaynak olduğunu düşünüyorum.


BoF geçen günlerde ''BoF 500'' isimli bir liste yayınladı. Bu liste, moda alanındaki en önemli kişileri kapsıyor. Büyük bir kısmı (Anna Wintour, Amancio Ortega Gaona, Domenico Dolce & Stefano Gabbana, Tom Ford, Jenna Lyons, Caroline Issa gibi) olağan şüphelilerden oluşsa da, BoF 500'de yer alan bir çok ismi de ilk kez duyuyor olmak hoşuma gitti. 

28 Eyl 2013

Chalayan SS14 (İlkbahar Yaz 2014) Koleksiyonu

Hüseyin Çağlayan tertemiz, hafifcik bir SS14 koleksiyonu sunmuş. Koleksiyonun ismi ''Breeze Corridor''. Bunun anlamını irdelemek yerine, sınırsız bütçem olsa gardırobuma sokacağım işleri buraya yapıştırayım. Kafayı çalıştırmamak ne kadar güzel? Pek çok.


19 Eyl 2013

Rodarte SS14 İlkbahar/Yaz Faciası

SS14 moda haftalarını ancak kıyıdan köşeden takip ediyorum, ve şimdiye kadar style.com'da incelediğim beş on koleksiyon arasında hiç biri beni öldürmedi. ''Öldürmedi'' derken, Rachel Zoe'nun ''I die'' cümlesini kast ediyorum.

Mesela normalde kafadan beğeneceğimi varsaydığım Marc Jacobs, Alberta Ferretti, Jean-Pierre Braganza, Erdem ve Suno, bu sezon bende pek etki bırakmadılar. Tabi bunun şu dünya üzerinde herhangi bir insan için bir gıdımcık bile önemi var mı? Elbette yok.


18 Eyl 2013

17 Eyl 2013

King Krule / Easy Easy

Elbette King Krule'u seviyorum. 19 yaşında, kızıl kafalı, yaşından hiç beklenmeyecek kadar geniş bir yelpazede müzik yapabilen, müthiş yetenekli bir Britanyalıyı sevmemek mümkün mü? Bunlar yetmiyormuş gibi bir de aklı başında. What's not to love?


16 Eyl 2013

Nerede kalmıştık?

Maçka Forum'unda bir kişinin aylar önce söylediği sözler hâlâ beynimde çınlıyor: ''Cebimizdeki kredi kartlarından fazlasıyız.'' 

Yanlış anlaşılmasın, ben tüm kalbimle (ve beynimle) kapitalizme inanan bir insanım. Zengin olunca türlü türlü Proenza Schouler ve Chanel elbiseleri satın almayı planlıyorum. Ayrıca Babet Palas'ta bundan sonra da modadan, yemeden içmeden, yüzeyselliklerden, Tetris'ten, ojeden ve GIF'lerden bahsetmeye devam edeceğim.

Fakat Gezi sayesinde ilkelerimi ve hayata bakış açımı tazelemiş oldum. İstanbul'a taşındığımdan beri, kendimi iş hayatım üzerinden tanımlamaya başladığımı fark ettim. Çalışmaya başladım diye elbette değerlerimi kaybetmedim, ama son zamanlarda onlardan epey uzaklaşmışım. Çünkü Goyard hayallerim kimseye zarar vermese de, hayatıma hiç bir olumlu katkıda da bulunmuyorlar.


Evet, bankadaki hesabım, işim ya da kredi kartı limitim değilim. Ben demokrasiye, kadın-erkek eşitliğine, herkesin cinsel kimliğini dilediği şekilde yaşayabilmesine, engelsiz yaşama, ifade özgürlüğüne, bireyselliğe ve insan hayatına saygı göstermeye inanıyorum. Gezi deneyimi tüm bunları bana hatırlattığı için çok değerli/ydi. 

İnsanları parktan attıkları gün Taksim'e gitmeye hazırlandığımızda, polislerin sokağımızı basması ile benim için çok garip bir dönem başladı. Mahallemi ve sokağımı savunurken, onları ne kadar sahiplendiğimi fark edip, mutlu oldum. Diğer yandan kuşların gölgesini gaz bombası olarak algılayacak kadar paranoyak hale geldim (nasıl delirdim?). Shepard Fairey ve Matt Groening'in desteklerine delicesine sevinirken, ölenlerin sayısı arttıkça üzüntü ve sinirden kendimden geçtim. Bir gün ''Gezi'de olmak muhtesem, ama sonrasinda sac ve tenimize sinen kofte kokusundan kurtulmak bir kabus (dunyaninenyuzeyseladami)'' gibi gerizekalı tweet'ler yazarken, diğer gün erkek arkadaşımın gaz bombası yedikten sonra (bir saat boyunca) görmeyen gözünden kendimi sorumlu tutup, kahroldum. Polise, ''Beni koru, beni, beni. İnşaatı koruma.'' diye yalvaran kızın videosunu izlediğimde ağladım, ''tencere tava'' yaparken tüm komşularım ile birlikte coştum. Kısaca özetlemek gerekirse: it was the best of times, it was the worst of times. 

Yaz nasıl geçti anlayamadım. Bu yaza Gezi ile başladık, yazı Gezi ile bitiriyoruz. Nerede kalmıştık?