16 Eyl 2013

Nerede kalmıştık?

Maçka Forum'unda bir kişinin aylar önce söylediği sözler hâlâ beynimde çınlıyor: ''Cebimizdeki kredi kartlarından fazlasıyız.'' 

Yanlış anlaşılmasın, ben tüm kalbimle (ve beynimle) kapitalizme inanan bir insanım. Zengin olunca türlü türlü Proenza Schouler ve Chanel elbiseleri satın almayı planlıyorum. Ayrıca Babet Palas'ta bundan sonra da modadan, yemeden içmeden, yüzeyselliklerden, Tetris'ten, ojeden ve GIF'lerden bahsetmeye devam edeceğim.

Fakat Gezi sayesinde ilkelerimi ve hayata bakış açımı tazelemiş oldum. İstanbul'a taşındığımdan beri, kendimi iş hayatım üzerinden tanımlamaya başladığımı fark ettim. Çalışmaya başladım diye elbette değerlerimi kaybetmedim, ama son zamanlarda onlardan epey uzaklaşmışım. Çünkü Goyard hayallerim kimseye zarar vermese de, hayatıma hiç bir olumlu katkıda da bulunmuyorlar.


Evet, bankadaki hesabım, işim ya da kredi kartı limitim değilim. Ben demokrasiye, kadın-erkek eşitliğine, herkesin cinsel kimliğini dilediği şekilde yaşayabilmesine, engelsiz yaşama, ifade özgürlüğüne, bireyselliğe ve insan hayatına saygı göstermeye inanıyorum. Gezi deneyimi tüm bunları bana hatırlattığı için çok değerli/ydi. 

İnsanları parktan attıkları gün Taksim'e gitmeye hazırlandığımızda, polislerin sokağımızı basması ile benim için çok garip bir dönem başladı. Mahallemi ve sokağımı savunurken, onları ne kadar sahiplendiğimi fark edip, mutlu oldum. Diğer yandan kuşların gölgesini gaz bombası olarak algılayacak kadar paranoyak hale geldim (nasıl delirdim?). Shepard Fairey ve Matt Groening'in desteklerine delicesine sevinirken, ölenlerin sayısı arttıkça üzüntü ve sinirden kendimden geçtim. Bir gün ''Gezi'de olmak muhtesem, ama sonrasinda sac ve tenimize sinen kofte kokusundan kurtulmak bir kabus (dunyaninenyuzeyseladami)'' gibi gerizekalı tweet'ler yazarken, diğer gün erkek arkadaşımın gaz bombası yedikten sonra (bir saat boyunca) görmeyen gözünden kendimi sorumlu tutup, kahroldum. Polise, ''Beni koru, beni, beni. İnşaatı koruma.'' diye yalvaran kızın videosunu izlediğimde ağladım, ''tencere tava'' yaparken tüm komşularım ile birlikte coştum. Kısaca özetlemek gerekirse: it was the best of times, it was the worst of times. 

Yaz nasıl geçti anlayamadım. Bu yaza Gezi ile başladık, yazı Gezi ile bitiriyoruz. Nerede kalmıştık?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder